Ben ne okudum ya? Okuduğum en tuhaf metinlerden biri desem abartmış olmam Bayan Unguentine'nin Seyir Defteri için, ki epeyce tuhaf metinler okumuşumdur bugüne dek. Amerikalı yazar Stanley Crawford'un bu çok hayalsi metni hakikaten epey acayip, özgün ve garipti.
Senelerce karaya hiç uğramayan, botanik bahçesine dönüştürülmüş bir mavna Bayan Unguentine. Bu mavnanın üstünde Bay ve Bayan Unguentine yaşıyor; anlatı kadının ağzından bir monolog gibi kurulmuş. Epey karanlık ve kederli bir öykü bu, sıklıkla deliliğe yakınsıyor anlatıcımız, anlattıklarını okurken neresi düş, neresi gerçek anlamakta zorlanıyoruz. Büyülü gerçekçilik midir bu peki, bence değil, hayır, burada başka, daha tuhaf bir şey var; bence ondan daha post-modern bir yere koymalı 1972 tarihli bu kitabı.
Epeyce şiirsel bir dille yazılmış bu metin; evliliğin ve kadın-erkek ilişkisinin en saklı yerlerine bakıyor. Bu iki insanı dünyadan tamamen yalıtarak kendi bozuk gerçekliklerinin içinden anlatıyor ki aslında her ilişkinin kendi bozuk gerçekliğini ürettiğini düşündüğümüzde, yaptığı tercihin ne kadar işlevsel olduğunu anlamak mümkün diye düşünüyorum.
Erkeklerin "sevgi"lerini gösterirken tercih ettikleri performatif yöntemlere dair de çok şey söylüyor kitap. Bay Unguentine'in karısını mutsuz edip etmeyişine aldırmaksızın ona kendi bildiği yöntemle sunduğu görkemli makineler, icatlar... Son sözde Ben Marcus ne güzel söylemiş: "Temel isteklerinden karısını mahrum ederken bile, ona karada umabileceğinden çok daha büyüleyici bir dünya inşa edecektir. Bu; gösteri, boş performans ve ego dolu sevgiyi göstermenin karmaşık bir yoludur. Bayan Unguentine'yi ezecek olan, içinde asla tamamen kaybolmayan bu ironidir."
Küçük ama ağır ağır okunabilen, yoğun, kafa karıştırıcı bir kitap. Anlatının ne kadar değişik formlar alabileceğine dair de cesur bir deney bence. Belirtmeden geçmeyeyim, Suat Kemal Angı’nın çevirisi de kusursuz.