Üzerine ne kadar okusam hala olağanüstü ilginç bulduğum "Almanya'da tüm bu kolektif delilik nasıl vuku buldu" sorusuna cevap arama çalışmalarım çerçevesinde yolum Thomas Mann'ın oğlu Klaus Mann'ın Mephisto'suna vardı.
Öncelikle, bu kitabın 1936'da yazılmış olması olacak iş değil. Sanki çok sonra, her şey olup bittikten, Naziler tüm o korkunç yıkımları gerçekleştirdikten sonra yazılmış gibi - öyle berrak, öyle net görmüş Klaus Mann olmakta olanları ve olacakları, çok acayip. Belki de başta sorduğum sorunun cevabı da burada gizlidir: çünkü aslında her ne olduysa insan zaafından ötürü oldu ve her an yeniden olabilir, bunu söylemek için de geleceği görmek gerekmiyor; kitap tam da bunu söylüyor işte.
Alt başlığı "Bir Kariyerin Romanı" olan Mephisto, 1936 yılında ilk yayınlandığında oyuncu Gustaf Gründgens’in kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle uzun yıllar yasaklı kalmış ve ancak 1981'de yeniden basılabilmiş. Bir insanın değil, bir kariyerin romanı bu sahiden, kariyer insanı yutmuş çünkü. Kariyeri için tüm değerleri çiğneyebilen, tüm sınırları yok sayabilen, hırsının, zaaflarının ucu bucağı olmayan bir karakterimiz var. Kitaptaki adıyla Hendrik Höfgen, Weimar döneminde solcu iken, Nazilerin yükselişiyle beraber çark edip Nazi döneminin kültür alanındaki en yüksek pozisyonlarından birine gelmeyi başarıyor, tabii bu bir başarıysa.
Önce sevdiği insanları, sonra ruhunu kaybeden bir adam Höfgen; ne kadar sevilse, tanınsa da tatmin edemediği egosu, kurtulamadığı aşağılık kompleksi ve hırsı onu korkunç yerlere sürüklüyor. "Hayatta kalmak için" kendine ihanet etmek yahut "daha fazlasını almak için" kendine ihanet etmek - kendimize hep ilkini yaptığımızı söyleriz ama öyle mi sahiden?
Höfgen sıradan biri, çünkü Höfgenlerden çok var. Nazilerin cürmünü onlar mümkün ve meşru kıldı. Dikkatli bakınca tüm otoriter rejimlerin farklı Höfgenlerin umarsız ve bencil omuzlarında yükseldiğini görmek zor değil - oportünizm insanın en büyük zaaflarından biri olmaya devam ettiği müddetçe de öyle olacak. Bu kitap da zaten tam da bu yüzden 90 sene sonra hala geçerli, hala sözü olan, hala okunulası bir roman işte. Maalesef ki öyle.