Polisiye hikayesi ve gerilimli atmosferine rağmen “Ah Tutku Beni Öldürür müsün” alışılageldik polisiye kalıplarının ötesine taşan bir roman. Özellikle suçun –yerli polisiyelerde ihmal edilen- toplumsal boyutunu çok iyi yakalıyor. İnsan, eşya, mekan ve sınıfsal aidiyet arasındaki karmaşık ilişkileri, gelir ve imkan farklılıklarının insan psikolojisine yaptığı etkileri, bireyi suça iten tutkuların ardındaki maddi nedenleri başta Melih olmak üzere bütün roman kişileri üzerinden çözümleyebiliyoruz. Aslında polisiye edebiyatı yaratan tam da budur; önce Gotik edebiyatın, ardından Dickens'in açtığı yoldan ilerleyen polisiye roman türü, toplumsal gelişmeyi, meta tüketimini, kentlerdeki mekansal ayrışmayı eksiksiz vurgulamış, kapalı mekanlarda, burjuvanın konutunda geçen ilk dönem polisiyelerde bile, evin mimarisi, zenginler ve yoksullar arasındaki ayrımı vurgulayacak biçimde anlatılmış, her tür karmaşanın altı kazındığında hemen kendini ele veren suç ile maddi çıkarlar arasındaki sıkı bir bağ sergilenmiştir.
“Ah Tutku Beni Öldürür müsün”ün kahramanlarının içindeki kötülükleri deşen de yine aynı çıkarlar. Cahide Birgül, insan psikolojisi ile sahip olma arzusu arasındaki ilişkiyi hikayenin içine yedirerek gösterirken yalnızlık duygusunu, sevgi açlığını, mekansal farklılıkları ve bugünkü toplumsal durumun yarattığı çarpıklıkları çok iyi kullanıyor.
İlk iki romanı “Gölgeler Çekildiğinde” ve “Geceye Uyananlar”da da insan ilişkilerinden, siyasi, toplumsal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanan gerilim öğesini yerli yerinde kullanan Cahide Birgül, “Ah Tutku Beni Öldürür müsün”ünde bir adım daha atıyor ve polisiye edebiyatımıza katkı sayılabilecek bir roman sunuyor okuyucuya.