Yine pek övülen bir kitap bana gram nüfuz edemediği için homurdanmaya geldim maalesef. Kitabın sevenlerinden af dileyerek başlayayım.
Karayipli-Fransız yazar Maryse Conde'nin "Ben, Tituba: Salem'in Kara Cadısı" romanı muhteşem olabilecek bir hikâye nasıl çok kötü anlatılırın örneği resmen. Ünlü Salem Cadıları davasında yargılanan kadınlardan biri olan Tituba'nın hikâyesini anlatıyor kitap. Elimizde Tituba'ya dair 1692'de gerçekleşen davanın kayıtları dışında çok fazla kaynak olmadığı için tabii epeyce kurmaca katmak durumunda kalmış Conde kitabına.
Tituba'nın öyküsü son derece trajik. Salem davalarını zaten hepimiz az çok biliyoruz, 200'den fazla kişinin yargılandığı, 19 kişinin cadılık faaliyeti güttükleri için asılmalarıyla sonuçlanan, insanlık tarihinin utanç verici histeri anlarından bir tanesi daha. Bu süreci ve bu kadınlardan birini anlatmak fikri müthiş, ama o nasıl yavan yazmaktır ya!
Bir kere sürekli olarak ortaya politik pozisyon koyma kaygısı çok yorucu. Özgürlükçü, feminist, ırkçılık karşıtı. Üç cümlede bir buna vurgu var, oysaki zaten böyle bir kitabı elimize aldığımızda hikâyenin bu perspektifen anlatılacağını tahmin ediyoruz hepimiz. Kitap 1986'da yayınlanmış ancak dili sanki 1886'da yazılmışcasına eski, kuru, geleneksel. Bu arada Amerika'nın ırkçılıkla ve kölelik geçmişiyle yüzleşmesinin hala sürdüğünü düşünecek olursak, bu kitabın 1986'da epeyce ses getirdiğini tahmin edebiliyorum ancak sahiden kötü yaşlanmış bir metin bu. Son derece didaktik ve yazar Tituba'nın duygusunu okura geçiremiyor bence. Arka arkaya olayları sıralamak yerine arada bir dursa, bize Tituba'nın duygularını daha çok anlatsa çok iyi olurmuş.
Okurken bu öyküyü Maggie O'Farrell anlatsa ne muazzam olurmuş diye düşünüp durdum. Tam onluk bir hikâye çünkü. O yazmış olsaydı Tituba'nın tüm acısını, korkusunu, cesaretini, öfkesini her şeyini içimde hissederdim muhtemelen; ancak maalesef Conde'nin aktarma biçimi bana hiç nüfuz edemedi. Ama yani hiç, düpedüz sıkıldım okurken.
Bu arada Maryse Conde'nin adı yıllardır ara ara Nobel için de zikredilirdi ama bu yılın başlarında hayatını kaybettiği için artık ödülü alma ihtimali kalmadı.
Böyle.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayatının anlamı, atalarının fısıldadığı bilgiyle şifa vermek iken çıktığı yolda önce yaşadığı aşk yüzünden köle olmuş sonra da Cadı olarak etiketlenmiş bir kadının inanılmaz yaşam öyküsü. Akıcı bir dille Tituba’nın acı dolu ama renkli dünyasına daldığım bir kitap oldu.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gerek kurgusu gerek anlatım tarzı ile hem sürüklüyeci hem de ilgi çekici bir roman. Ben çok severek okudum. cadı avları tarihte iz bırakan olaylardan . Bir kez de yazarın kaleminden Titubanın hikayesi ile karşımıza çıkmış. Çok güzeldi.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Annesi Abena'nın tecavüze uğramasıyla dünyaya grlen bie siyahi olan tituba, annesi ve babasını bir beyaz yüzünden kaybeder. 7 yaşındayken çiftlikten atılan Tituba'ya Man Yaya sahip çıkıyor. Man Yaya şifacılık ve büyücülük konularında Tituba'yı yetiştiriyor. Bu sebeple 1692 de cadılıkla suçlanan ilk üç kişiden biri olur.
Kadın olmanın her yerde ne kadar zor olduğunu, ırkçılık, köleliğin anlatıldığı akıcı bir dille Tituba’nın hüzünlü ve bir o kadar etkileyici öyküsünü okumanız tavsiyemdir.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Afrikalı halkın acı dolu hayatını merak edenlere bir de cadı olarak yaftalanan bir kadının bakış açısıyla okumak isteyenlere öneririm. 17. yüzyılda herçek bir idam öyküsünden harketle yalın ve akıcı bir üslupla anlatılmış. Özellikle sonu çok etkileyiciydi.