“Susmak öğrenilebilir - bekleyerek, ki o da susmaya dahildir.”
Pek sevilen Alman yazar Bernhard Schlink’in (ki çoğunuz onu filme de uyarlanan “Okuyucu” romanıyla tanırsınız) Olga’sı, yazarla tanışma kitabım oldu. Bu kitaptan beklentim çok daha yüksekti, açıkçası biraz üzgünüm. İzah etmeye çalışacağım ama özetin özeti: çok yavan buldum.
Hikâye çok güzel aslında, annesi ve babasını kaybeden Olga’nın çocukluğundan itibaren hayat öyküsünü okuyoruz. Sevdiği adamı Kuzey Kutbu’na bir keşif gezisine uğurluyor, bekliyor, iki dünya savaşını da yaşıyor, toplum dönüşürken bir kadın olarak tek başına varolma mücadelesi veriyor. Başını eğmeden, inandıklarını söylemekten vazgeçmeden yaşayan bir kadın Olga, epey etkileyici bir karakter... sanki. Yani daha iyi yazılsa etkileyici olabilirmiş, demek istiyorum.
Olga’dan etkilenmemiz gerekiyor, yazarın bunu istediği çok açık. Fakat ben Olga’dan etkilenebilecek kadar kendisini tanıyabildiğimi sanmıyorum. Yazar bize olduğu gibi Olga’yı anlatmıyor, etkilenmemiz gereken kusursuz Olga’yı anlatıyor, her cümleyi kafasında bu fikirle yazmış gibi, hâl böyle olunca Olga’nın özüne, nüvesine erişemiyoruz bence. Şu güzelim hikâyeyi mesela Romain Gary veya Magda Szabo yazsaymış, Olga gibi bir kadını onlar anlatsaymış ne muhteşem bir şey çıkardı ortaya diye düşünüp durdum okurken.
Bir de kitabın ritmi pek tuhaf. Zaman zaman çok hızlı akıyor, koca koca olayları birkaç cümleyle geçiyor, sonra durup (hatta adeta tökezleyip) hiç de ilginç olmayan bir kısmı uzun uzun aktarıyor yazar. Kitabın son bölümünde Olga’nın kendi sesini nihayet duyuyor ve mektuplarını okuyoruz ancak yine de ikna edici olamıyor bence yazar. Olga’nın insana nüfuz etmesini engelleyen bir şeyler var, yazarın Olga’ya bakışında bir duyarlılık eksikliği var mı demeli ona, bilmiyorum; sonuçta yarım, eksik, başta dediğim gibi yavan kalıyor bence metin.
Sevdiğim birkaç cümlecik oldu, onlardan birini daha iliştirip susuyorum: “Özlem nedir? Bazen bir eşyaya benziyor, ne görmezden gelebiliyorum, ne yerinden oynatabiliyorum, çoğunlukla yolumu tıkıyor ama odanın bir parçası o ve ben ona alıştım. Ama sonra birden yumruk gibi çarpıyor bana ve içimden haykırmak gerekiyor.”
İlk sayfadan son sayfaya kadar müthiş ilerleyen, Olga ' nın mektuplarıyla zirveye ulaşan su gibi akan bir kitap. Özellikle hiç umudunu kaybetmeyen bir kadının dilinden yazılması içinize işliyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuduktan sonra Olga karakterini içimden atamadım bir süre. Elbette tüm insanlar göründüğünden farklıdır. Şahit olduğu savaşlar, verdiği hayat mücadelesi, aşkı, sırlarıyla aklımda yer etti. Kitapta mektupların olduğu kısım çok daha derindi. Yazarın bunu tercih etmiş olması kitaba ayrı bir tat katmış. Okunması gereken bir kitap.