Her kitabın bir kişiliği vardır ve bu kitap da, biraz naif, biraz duygusal, biraz içe dönük ve çokça sevgi dolu kişiliği ile içinizi ısıtıyor. Merak edip okumak ister misiniz? Bence okuyun, memleketimin insan manzaralarını bir psikiyatristin not defterinden görün ve kendi ruh dünyanıza yolculuk yapın.
Biraz kendimizden, biraz çevremizden ve çokça medyadan duyduğumuz insanlara tanıklık edin.
Üç kız kardeşin temiz olmak uğruna, kendilerini ve oturdukları apartmanlarını "çöp apartman" haline getirmesi...
Yanlış evlilikler sonucu sokaklara düşüp, fahişelik yapan ağır ceza Reis'inin kızı...
Dünyaya kız olarak gelen ama erkek gibi hisseden genç bir kız...
Kendini İsa Peygamber olarak düşünen bir tıp öğrencisi...
Çalıştığı işyerindeki arkadaşının kendine aşık olduğunu sanan ve cinleri ile kendini dinlediğini ve kameraya çektiğini düşünerek, radyodaki tüm şarkıların kendisi için bu erkeğin söylettiğini düşünen bir devlet memuru kadın...
Evet, hepsi bir arayış içerisinde idiler, yaşamlarına bir anlam arayışı, huzur arayışı, güven arayışı, aşk arayışı...
İnsan bugün şiddetle bir anlam, huzur, güven, aşk, aidiyet ve insanlık arıyor ( s.375) ve sonra bu modern hayatın yarattığı kendine yabancılık ve huzursuzluğu içerisinde psikiyatristlere koşuyor. Bizler de bu arayışa okuyarak tanıklık ediyoruz. Keyifle okunacak, içsel yolculuk yapılacak güzel bir kitap.
“Maddenin halleri” deyince, ortaokulda öğretilen temel fen bilgisiyle hemen hatırımıza “katı, sıvı, gaz” hali olduğu gelir. Ya insanın halleri nedir, insan kaç halde bulunur şu yerküre denen garip düzlemde?... Bunun cevabını, hiçbir kuşkuya açık kapı bırakmayacak şekilde vermek mümkün değildir. İnsan çeşitliliği kadar geniş bir duygu ve düşünce ortamında yaşıyoruz. Bunun bir normal konumu var, bir de doğallığından/ amacından sap(tırıl)mış, davranış bozukluğuna evrilmiş halleri var. Böyle bir toplumsal gerçeklik olunca, bireylerarası ilişkiler, olması gereken düzeyden çıkıp, geneli olumsuz etkileyen bir niteliğe dönüşebiliyor. Bu alanda terminolojik bilgisi olanlar, daha esnek, daha yapıcı tavırlar sergileseler de, pireyi deve yaparak sorunu kronik vakaya dönüştürenlere de rastlayabiliyoruz.
“İyi ki psikologlar var, iyi ki psikiyatristler var, iyi ki sosyologlar var” diyerek bireysel sorumluluğumuzu, bilim insanlarına devrederek biraz rahatlıyoruz. Bu tür eserleri okuyarak; davranış çeşitliliğini, dışa yansımayan, anlatılmadığından bilemediğimiz, ıstıraplı yaşamları gözlemleyemiyoruz. Biz hep dıştan bakarak yorum ve hüküm üretme kolaycılığına kaçtık. “Madalyonun İçi” ve benzeri kitaplar, bize insanın iç dünyasından kırık nağmeler taşıyor. Benzer yaşanmış hikâyeleri anlatan, en az yirmi kitap okudum. Hepsi de birbirinden çok farklı sorunları aktarıyor. Yeni kitaplara kim bilir ne tür acılar yansıyacak?...
2004 yılından, günümüze kadar 40 baskı yapmış olan bu kitap; 41 bölümden oluşmaktadır. “Bir Psikiyatristin Not Defteri” alt başlığıyla yayınlanmış kitabın sonunda da okurlardan gelen ilginç mektuplar bulunmaktadır.
Bir kitap yorumcusu olarak benim; “Psikoloji” terimiyle ilk tanışma dönemim, 1978 yılında, yani 44 yıl önce Teknik Lise 1. Sınıfta okuduğum yıllar. Daha 14’lü yaşlardayız. Kimin niye öldüğü, kimin, kimi niye, kim adına öldürdüğünün anlaşılamadığı bir anarşi ortamı. Bir yandan, mesleki dersler dahil 17 dersten iyi not almaya uğraşıyoruz, öte yandan da bu olayların tarafı olmamaya gayret ediyoruz. Herkes gibi, bir çocuk olarak beni de tedirgin ediyordu bu durum. O dönemler haliyle internet ortamı yok, bilgisayar ve çok kanallı TV yok. Gazete, kitap ve dergi okurluğum iyiydi. Mahalle esnafına gelen ve benim de aldığım günlük 3-4 gazeteyi takip edebiliyordum. Hiç unutmam, Milliyet Gazetesi’nde bir yazı dizisi başladı ve ilgiyle okumuştum. Hatta kupürlerini kesip saklamıştım. “Terörün yol açtığı ruh hastalıkları, Prof. Dr. Recep Doksat” adlı köşede anlatılan ilginç yaşam hikayeleri beni çok etkilemişti.
Hasta veya danışana; tedavi edici ilaçların yanında, pozitif yaklaşım, onu önemsediğini hissettirerek samimice dinleme ve yatıştırıcı telkinlerin ne kadar etkili olduğunu, anlatımlardan hissedebiliyorsunuz.
Sayfa 123’deki bir seansta; davranışlarından dolayı kendisini suçlu ve günahkâr hisseden bir hastanın, bu takıntısını izole etmek çok olay olmasa gerek.
Hekim yazarımızın, “sen ne günahkârsın ne de kafir. Bu sizin durduramadığınız, tamamen sizin dışınızda gelişen, parazit bir düşünce. Yani sancı gibi bir şey. Siz iradenizle sancıyı durdurabilir misiniz?” anlatımı karşısında takıntısını yenmeye niyetlenmesi, teşhis, telkin ve tedavinin nasıl birbirini tamamladığını görebiliyorsunuz. Sayfa 124’de, hastayla karşılıklı sohbet havasında geçen terapi/diyalogdan sonra, yazarımızın; “İnanın Hayri Bey, Tanrı’ya en büyük ibadet, onun yarattığı her şeyi sevmek ve saygı duymaktır. Bir dahaki sefere sizi daha iyi göreceğimden eminim artık” cümlesiyle hastasını uğurlaması; hekimde görevinin hakkını vermenin mutluluğu, hastada ise bir umut ve özgüvenin gelişmesine işarettir.
Sayfa 374’de, okur mektupları bölümünde, “bir deliniz” rumuzuyla yazılan mektup dikkatle okunmaya değer. Mektubunda edebiyatın inceliklerini kullanması yanında, mizah da katabilmesi, iyileşmenin kalitesini yansıtıyor. Kitabı okumuş ve “Memleketimden insan manzaraları” başlığı oluşmuş zihninde.
İnsanın anlam ve aidiyet arayışını da kısaca özetlemiş mektubunda.
Sonuçta her mesleğin; bilimsel bilgi birikimi, uzmanlık gerektiren incelikleri, deneyim gerektiren bir yeterlilik ve yetenek alt yapısı olmak zorundadır. Psikiyatrist olmak yalnızca tatlı dille hastayı ikna etmek olmadığı gibi, avukatlık da dava dilekçesi yazmaktan ibaret değildir.
Bireysel veya aile ortamında, psikolojik bir sorunla karşılaşmamış olabilirsiniz; fakat her an karşılaşabileceğiniz dışınızdaki dünyadan haberdar olmak zorundasınız. Birlikte, güvende, mutlu, uyumlu ve huzurlu bir yaşam için, empati kurup, enerjilerimizi ortak bir sinerjiye dönüştürebilmek için bu türde hazır bulduğumuz, metodolojik verileri okumaya ihtiyacımız var.
Verimli okumalar.
Psikiyatri uzmanı yazarın daha önce 'Kral Kaybederse' isimli kitabını okumuştum ve beğenmiştim. Yazar o kitapta tek bir kişinin hikayesini anlatırken bu kitabında birçok farklı hikayeye yer veriyor. Psikiyatri konusu ilgi çektiği için yazarın hikayelerinden hareketle 'Masumlar Apartmanı, Kırmızı Oda, Camdaki Kız' gibi TV dizileri çekildi, halen de lastik gibi uzatılarak sürdürülüyor. Psikiyatri merak uyandırıcı ve deniz derya bir alan. Kişi hem psikiyatr hem de yazar olunca ortaya birbirinden ilginç insan öyküleri çıkıyor. Yazarın sigaraya olan düşkünlüğü ve bazı ifadeleri hoşuma gitmese de konuya ilgi duyanlar için tavsiye ederim. Ramazan ayı kitap okumak için iyi ve elverişli bir zaman, ibadetin en güzel ve hayırlılarından biri de budur.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsan ne garip bir varlık, yaşadığımız şu hayat hepimize ayrı yönden küstürüyor ve ayrı yönden güldürüyor. Dr. Gülseren BUDAYICIOĞLU aramızdaki insanların bir kısmının hayatla mücadelesini betimlemiş. Öyle ise okuyalım. Haydi!!!
Hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı klişesini, klişe olmaktan çıkaran bir kitap benim için. Görünenin ardında yatan hakikatlerin olabileceğini, hiçbir insanın kendi kendine kötü, gamsız, dağınık, titiz vs. olamayacağını gösteren somut bir kanıt gibi bu kitap. Kitabı okumak için her elime aldığımda yazarla karşı karşıya oturmuş ve sanki yaşananları sadece bana anlatıyormuş hissini veren bir anlatım... Gülseren Hanım kaleminize sağlık :)
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitapta, Türkiye' de değişik nedenlerle psikiyatra başvuran her kesimden insanın hikayeleri ve insanlık halleri anlatılmış.
İnsanlar psikiyatra içini açmış, en gizli sırlarını paylasmış. Ve bütün bu sorunlar, hastalar ve hastalıklar karşısında Türkiye şartlarında bir ruh doktorunun duyguları, düşünceleri, yapabildikleri ve yapamadıkları ele alınmış.
İnsan okudukça kendinden de bir şeyler buluyor. Okunmasını tavsiye ederim