“Derler ki insan hayatta ilk nasıl sevildiyse öyle sever.”
Avusturyalı yazar Margit Schreiner’in Ayrılık Üçlemesi ile son kitap olan (yineliyorum, Türkçede ilk bu basıldı ama aslında orijinalinde son kitap) Sevmek Dedikleri’yle vedalaştım. Konu olarak birbirinden bağımsız metinler, sadece ayrılık / veda teması üzerinden bağlantılılar, dolayısıyla ayrı ayrı okunabilirler, hatırlatayım.
Bu kitap diğerlerinden farklı olarak üç bölümden oluşuyor. “Ölüm” adlı, anlatıcının annesinin ölümünü anlattığı ilk kısım içlerinde en iyisi bence. Hayalî bir aşk hikâyesi gibi kurgulanmış Düğün bölümü ve anlatıcının kızının doğumunu anlattığı Doğum, görece zayıf geldi bana. Bence kitap da genel olarak üçlemenin diğer iki kitabına göre zayıf zaten. Ama kötü diyemem, zira Schreiner’in dilini çok sevdim ben. Müphem betimlemelerini, duyguları renklerle, kokularla, imgelerle anlatışını; tanımlaması, ele geçirilmesi güç şeyleri son derece isabetli biçimde görüp adlandırması... Bence çok çok iyi.
Çok sevdiğim ilk bölümde anne-kız ilişkisinin açmazlarını didikliyor ve bunu müthiş beceriyor. Hep diyorum; kıskançlık, suçluluk, öfke, canını yakma arzusu - anne-kız ilişkisi şefkatten ve sevgiden olduğu kadar bunlardan da oluşuyor ve biz bunları yeterince konuşmuyoruz diye. O mayınlı bölgelere bence başarıyla giriyor yazar. O kısımdan bir pasajı alayım hatta buraya:
“En kötüsü annelerimizin bize sevgisini göstermek istemesidir. Elbette içten içe biliriz ki onlar bizi değil, kendi kafalarında bize ilişkin oluşturdukları tasarımı yani kendilerini severler, biz de hayat boyu irkilir, kendimizi geri çekeriz. Ama asla bir şey kanıtlayamayız. Bu da bizim zayıf noktamızdır. Bu yüzden ardından suçluluk duyguları gelir. Ömrümüzün sonuna dek sürer. Anca bakımevine düştüğünde, insanlara, bize ve seylere dair hiçbir imgelemi olmadığında sevebiliriz annemizi.”
Dediğim gibi bu ilk bölüm çok güçlü, devamı da okutuyor kendini ama biraz havada kalıyor. Bir de herkes ilk cümlesini övmüş kitabın ama bence son cümle de en az onun kadar iyi. Onunla bitireyim madem: “Hayat çok tuhaf. Neredeyse ölüm kadar tuhaf. Daha dün on yaşındaydım.”
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
aslında basit cümleler basit bir hayat ama farklı bir etkileyiciliği var okudukça sarsılıyo insan özellikle bir anne kız hikayesi okumak herkes için kolay değil kopuk bağlantılar var ama gittikçe oturuyor cümleler
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sevmek Dedikleri, takıntılı iç monolog diyebileceğimiz türde,
Ayrılık üçlemesinin son kitabı, diğer kitaplarına yorumlarımı da okumanızı öneririm.
Bu kitapta öfkeli adamın tam zıttı anti-aşk romanı.
Annesini eleştiren bir kadın var.
"Annelerimiz diğer insanları algılama becerisinden yoksundur. Babalarımızı da"
"İnsanlar hakkında kendi kafalarında oluşturdukları bir tasarım vardır ve bu tasarımın dışındaki hiçbir şeyi göremezler. Biz çocukken böyle büyüdük işte"
"Elbette delirmemek için onlardan kaçmak zorundaydık"
Annenizle sürekli nefes nefese mücadele içinde olan ve bunu anlamlandıramayanlar yalnız değilsiniz.
Bir kadının ayrılma sonrası delirme eşiğindeki dürüstlüğünü görmek ilgi çekici belki de başkalarının mutsuzluğu sizi mutlu edecek bu kitapta, sevmek dedikleri bir de buymuş diyeceksiniz.
Modern bir sinir krizi ama kesinlikle Muriel Spark'ın Sürücü Koltuğu kitabındaki o bunaltıcı kriz yok.
Sevmenin, aslında kendi zihnimizdeki bir tasarımı sevmek mi? sorusunu sorduruyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
birbirinin devamı (ya da öncesi?) gibi işleyen 3 bölümden oluşuyor. aslında hayattaki en etkileyici ve önemli üç meseleyi konu alan başlıklar var: ölüm, düğün, ve bir doğum.
ilk bölüm kesinlikle inanılmaz başarılı bir anne-kız ilişkisi analizi ve imgeleri üzerinden grift ve karmaşık bir yapıya sahip. devamındaki iki bölüm de kesinlikle okunası. ancak ilk bölüm kadar üzerine çalışılmış bulmadım. tabii ki fiziksel anlamda en çok ve bir doğum bölümündeki betimlemelerden etkilendiğimi söylemeden gecemeyeceğim ama edebi ve ruhsal anlamda bir annenin ölümü üzerine yazılanlar kadar kalbe dokunur da değildi.
bayilmadim, o kesin. ama 2 vermek aşırı acimasizca geldi. dun tivitirda can bonomo'nun puan verme kriterlerini okudum. 3 puanı kendi inisiyatifiyle okurum dediği kitaplara veriyormuş. bana da makul geldi. hatta belki daha kafamın sakin olduğu bir anda okusam 3.5 bile ederdi.
sevgiler,