Demek ki neymiş Eylülcüğüm, demek ki kitap seçerken içgüdülerine güvenmen lazımmış. Acayip çerez ve vasat olacağını tahmin ettiğim bu kitaba dair biraz övgü okuduğum için ve Franco İspanya'sında geçiyor diye bir şans vereyim dedim, vermez olaydım.
Yani gerçekten, berbat bir beyaz dizi gibi bir şey kendisi. Arka kapağında "kitap; edebiyat, kostüm tasarımı ve kadın özgürleşmesi gibi konuları merkezine alırken..." diye bir cümle var, zaten besbelli değil mi ya? Bu konular nasıl beraberce merkeze alınabilir Allah aşkına?
Ergenken aşık olup evlenen ve sonra da hayatın gerçekleriyle yüzleşen, ikisi de birbirinden antipatik Henar ve Martin'in ikna edicilikten aşırı uzak aşk hikâyesini okuyoruz kitapta. Ama yani ne karakter derinliği var, ne yazar yaptıklarını temellendirme zahmetine girişiyor, ne olaylar ilginç. Okuyoruz ama keşke okumasaydık diyerek okuyoruz.
Bu kadar. Daha da uzun yazamayacağım bu kitaba dair, gerçekten kötü ve basit ötesi. Hiçbir sayfayı "acaba şimdi ne olacak" gibi bir merak duymadan çevirmiş olmam da cabası. Bu kadar sığsın, bari sürükleyici ol di mi? O da yok.
Daha ağır konuşmamak için burada kesiyorum. Tuğçe Arslan'ın bayıldığı o klasik cümlemle bitireyim: gerçek edebiyat bu değil... Hiç değil!
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pekçok kışın ardından yazarın dilimize çevrilen çok az sayıdaki kitaplardan bir tanesi. İspanya’da 1960 larlarda gizemli bir cinayetle başlıyor kitap. ardından cinayetin geçmişte olan ilişkisi ilmek ilmek ortaya çıkıyor. Ve bundan sonra Martin ile Henar’ın hikayesi başlıyor. kitapta iki insanın ilişkisi kadar o devrin İspanyasını da arka planda çok iyi. Yazarın iki kitabını da okudum çok beğendim