Efendim günlerden bir gün herkes Super Bowl finali için ekran karşısında yerini almışken dünyamızda bir şey oluyor (ne oluyor bilmiyoruz) ve ekranlar kararıyor. TVler, telefonlar, bilgisayarlar. Kurduğumuz elektronik ağlar çöküyor. Bu koşullar altında bir evde beraber bulunan 5 kişinin konuşmalarını okuyoruz kitapta.
Fikir klişe olmakla beraber idare eder nitelikte olsa da, içerik olacak gibi değil. İngilizcede çok sevdiğim bir sözcük var, bence tam Türkçesi yok, belki "sahteliğe varacak ölçüde özenti" gibi tanımlanabilir: phony. Bu kitap tam da o. Amerikalı yazarlarda buna çok rastlıyorum, metne birkaç filozof, bilim insanı ismi filan ekleyip derin olduklarını sanıyorlar. (Gece Yarısı Kütüphanesi de tam böyleydi bence bu arada.) Burada da konuşmaların arasına serpilmiş birkaç Einstein referansı var ama o kadar rastgele serpiştirilmiş ki, hiçbir şey katmıyorlar metne. Bir de işte birileri sayıklar gibi "kripto... kripto paralar... salgınlar... çöküş... mikroplastikler..." filan diyor. Bu kelime kırıntılarına bakıp "vay be, amma derin... ne kadar isabetli" filan dememiz bekleniyor herhalde. Yazarımız zahmet edip bir fikir, teori, öngörü filan geliştirmemiş zira.
Kusura bakmayın ama bu okuru salak yerine koymaktır. 2015'ti sanırım, tüm Türkiye'de 6-7 saatlik bir elektrik kesintisi yaşanmıştı. O acayip olay sırasında biz de herkes gibi birkaç arkadaş oturup sohbet etmiştik. Bu kitaptaki diyaloglara benziyordu konuştuklarımız, distopik gelecek tahminleri filan yapmıştık. Oturup da "yazalım ya bunları" demedik hiçbirimiz, ki yazsak bu kitaptan daha iyi olurdu kesin, zira gerçekten kafa yoruyorduk, cool gözükmek için havaya kelimeler saçmıyorduk.
Ay valla acayip sinirlendim ya. Beyaz Gürültü'yü okuyacağım ama ne zaman okurum bilmem. Biraz sakinleşmem lazım.