Sevgili Sinekkuşu, zihnimin "bu sene okuduğum olağanüstü güzel şeyler" çekmecesine hoş geldin. Açıkçası yıl bitmeden oraya bir şeyin eklenmesini beklemiyordum, nasıl güzel bir sürpriz oldun! Beni sardın, okşadın resmen; ne zarif, ne güzel, ne hüzünlü, ne komiksin.
Belki son sayfalarını Cunda'da bir sonbahar akşamı gün batarken ıssız bir meydana bakarak okuduğum için bunca içime işledin. (O akşamüstünün hissini hiç unutmayacağım, biliyorum.) Belki anlattığın; bir ailenin yıllara yayılan kopuş öyküsünün bir benzerini yaşadığım, annemle babamın ayrıldığı yerde seni okuduğum için beni gafil avladın ve derimin altına nüfuz etmeyi başardın, bilmiyorum. Proust'un Madlen'i gibi, istem dışı belleğim devreye girdi, bu kitap ve bu ada bir araya gelince beni çok acayip yerlere götürdü.
Ama kişisel deneyimimden bağımsız olarak da gerçekten harika bir kitap bu. Bir kere olağanüstü açılıyor, enfes bir ilk bölüm, her şeyi söyleyen ama bunu yaparken merakı da kamçılamayı başaran bir açılış. (Biraz sinema filmi açılışı gibi, bundan çok da güzel film olur diye düşündüm okurken.)
Zamanda sürekli ileri geri giderek çözüyoruz hikâyeyi. Mektuplar, mesajlaşmalar, e-postalar da bize eşlik ediyor. Çözümlendikçe düğümleniyor, öykü açıldıkça derinleşiyor. Kahramanımız Marco Carrera'nın 70 yıllık yaşamını, dönüm noktalarını, kayıplarını okuyoruz. Aileye, romantik ilişkilere, bağlara, bağımlılıklara, sevginin doğasına ve biçimlerine, olmak istediklerimize, olamadıklarımıza, mutluluk fikrine, bizatihi mutluluğa ve pek tabii mutsuzluğa dair çok süssüz ve fakat bir o kadar incelikli şeyler anlatıyor Veronesi. Evet bu kitapta altı çizilesi dev aforizmalar yok ama insanın içine işleyen bir yalınlık var. Ve biliyorsunuz ki ben böyle edebiyata bayılıyorum.
Hem kolay okunan, hem lezzetinden taviz vermeyen, hem insanın kalbine girebilen bir kitap. Daha ne olsun. Eren Yücesan Cendey'e de ayrıca teşekkür etmeli, yazarın şiirli dilini böyle bir çeviriden okuyabildiğimiz için şanslıyız.
Bununla bitsin: "En ağır kriz durumlarında bile arzular ve zevkler ölmüyor. Onları biz bastırıyoruz. Bir yasa boğulduğumuz zaman libidomuzu engelliyoruz oysa bizi tek kurtarabilecek olan odur."
Kitap Marco adında bir göz doktorunun hayatındaki iniş çıkışlar ve zorluklara, hayatından geçip gidenlere ve yeni girenlere karşın, bir “sinekkuşu” misali sabit ve dimdik ayakta kalmasını anlatıyor. Kitabın doğrusal bir zaman anlatımına sahip değil. Zamanda sıçramalarla anlatıyor Marco’nun yaşadıklarını. Ayrıca kitapta anlatı, diyalog, mektup, şiir, e-posta, whatsapp yazışmaları gibi anlatım tarzları kullanılmış. Kitap genel olarak kadın-erkek ilişkileri, yas, ebeveynlik, umut, aşk, sevgi, kardeşlik gibi temaları işliyor. Bazı bölümler epey duygusal sahneler içeriyor. Kitabın sonunda ,yazarın kitabın bölümlerinin ilham kaynaklarına dair açıklamalarını içeren bir bölüm var. Okuması sabır istese de sonunda kesinlikle karşılığını veriyor. Kitabın ilk üçtebirlik kısmını sabırla okursanız gayet tatmin edici bir okuma deneyimi sunuyor.
Kavuşulamayan platonik bir aşk, kazalar, kayıplar, hastalıklar... Gerçekten de bazı insanlar şanslı iken bazıları uğursuz mudur? Kaderimiz yani olacaklar aslında en baştan belli midir? diye düşünürken kitabın bir yerinde şöyle diyor; "İnsanlar arasındaki ilişkilerin kaderinin ta başından çizildiği ve işlerin nasıl gideceğini önceden bilmek için nasıl başladıklarına bakmanın yeterli olduğu bilinmelidir - ama bilinmez."
Bence doğru.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kitap bir göz doktoru olan marco carrera'nın ailesinin üç kuşağını ele alıyor. marco'nun aile bağlarını, travmalarını, evliliğini, platonik aşkını, kayıplarını, yaslarını okuyoruz.
kitapta zaman akışı doğrusal bir çizgide değil, okuyucu 1990'lardayken bir anda kendisini 2010'larda bulabiliyor. bu yönüyle okuyucuyu içine alması için biraz sabır gerektirse de sonrasında akıcılaşmaya başlıyor. yazar zaman atlamaları, e-postalar, telefon görüşmeleri, mesajlar ve mektuplarla kendine özgü bir dil oluşturmuş
açıkçası kurguda zorlama ve kurgusal bakımdan zayıf bulduğum pek çok yer oldu. üst üste pek çok kayıp yaşamış ve görece trajik bir hayatı olan marco'nun acıları da bana pek geçmedi.
modern edebiyatın genelde işlediği temalar olan çarpık ilişkiler, yas, mutsuz evlilikler, boşanmalar, travmalar, aldatmaların kitapta yoğun olarak bulunması beni biraz bunalttı, üst üste çok fazla modern edebiyat okuduğum için de olabilir tabii.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sandro Veronesi’nin Sinekkuşu adlı romanı, Marco Carrera adında bir göz doktorunun hayatını ele alır. Marco, ailesindeki trajediler ve karmaşık ilişkilerle mücadele ederken, hayata olan direnci ve denge arayışı nedeniyle “sinekkuşu” metaforuyla özdeşleştirilir. Roman, zamanlar arası sıçramalarla Marco’nun geçmişi, bugünü ve geleceği arasında dolaşarak onun yaşamındaki kayıpları ve dönüşümleri gözler önüne serer. Sevgi, aile, kayıp ve hayatta kalma temalarını işleyen eser, bir insanın küçük ve büyük zorluklar karşısındaki içsel direncini gösterir. Veronesi, duygu dolu anlatımıyla okuyucuyu Marco’nun derin ve dokunaklı hikâyesine ortak eder.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Başlarda yazarın, zamanda ,mehter takımı misali 2 ileri bir geri bazen daha da geri ya da daha da ileri gitmesi kafamı karıştırdıysa da zamanla alıştığım ve akıp giden bir kitap oldu.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
oldukça kolay okunabilen bir kitap hayatla ilgili verdiği mesaj hayatın kendisi doğuyorsun yaşıyorsun birtakım sıkıntıların oluyor ayrılıklar olümler kaçışlar hastalıklar...ancak ana karakterin kızı geleceğin insanını doğuruyor babasının kim olduğunu ana karaktere söylemez hikayenin en zayıf yanı yani yapaylık söz konusu.ama yine de keyifli bir okuma...