İtalyan yazar Claudio Magris ile tanışma kitabım oldu Krems'te Bükülü Zaman. Doğru bir yerden mi başladık, kendisini iyi tanıyabildim mi emin değilim. Bu kadar minicik bir kitaptan (58 sayfa) beklenmeyecek denli yoğun öyküler içeriyor eser. Zamanın biçimsizliğine (yahut yeniden biçimlendirilebilirliğine mi demeli?) dair öyküler demek doğru olacaktır sanırım. 5 minik öyküde de ana karakterlerimiz yaşlarının da verdiği bir nostalji duygusu eşliğinde geçmişi hatırlıyor ve anlatıyorlar.
Bağımsız gibi gözüken 5 öykünün bağlantılandığı nokta tüm öykülerin asıl kahramanı diyebileceğimiz zaman. Zamanın akışkanlığına ve doğrusal olmayışına dair bir öykü olan Krems'te Bükülü Zaman'ın kitabın ismi olarak seçilmiş olması bu açıdan da anlamlı.
Dediğim gibi, epey yoğun metinler bunlar, ağır ağır okunmalı, dikkat istiyor. Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış hepsi, bu anlamda da bildiğimiz konvansiyonel öykü anlatımından uzak.
Özellikle son öykü olan "Gündüz Dış Çekim - Rosandra Vadisi"ni çok sevdim. Gençliğinde yaşadığı bir hatıra bir arkadaşı tarafından romanlaştırılmış bir adamın, söz konusu romanın filme çekilişi sırasında sete gidip çekimleri izlemesi ve hatırasının kurgusunun kurgusunu izlemesi üzerine; anılara 2 kat filtre uygularsak ne olur, gibi bir soru eşliğinde akıyor metin. Zaten anılar filtresiz midir ki? Değildir bence. Bu tür sorular sordurttu, beynimi güzel didikledi bu öykü.
Oradan bir alıntıyla bitireyim madem:
"Kağıt veya sinema, pek fark etmez. Düzeni olmayan, düzeni olamayan her şeyi, -sahi acaba düzeni olmamalı mı?- yılları, dakikaları, hikâyeleri, yağmur damlalarını, bir dalganın kırılmasını, pürüzsüz deriyi ve kırışmış deriyi düzene koyduğu için oldum olası yalancı."