Nasıl bir geleceği arzuluyor, nasıl hazırlanıyor ve neler yapıyoruz?
Tarih bilinci, hukuk terazisi, mantık terazisi, bilimsel öngörü; bilgi/bilinç/karar ve eylemlerimizi şekillendirecek ana unsurlardandır. Bunların yanında, toplumsal gelişmeleri gereğince ve yeterince gözlemleyebilmek için; sosyolojik bakış da göz ardı edilemez.
Tüm bu tespit ve gerçeklerden hareketle, sosyoloji profesörü olan sayın yazar eserinde, global ölçekte ve bilim zemininde, detaylı bilgiler vermiş ve yorumlamıştır. Kitabın sonlarına doğru da, yerel planda ülkemizdeki sosyolojik hareketleri ve sonuçları irdeleyerek, bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini anlatmıştır.
173 sayfa olan eser; iki kısım ve 13 ana başlıktan oluşmaktadır. Toplumların oluşumu, etken, eğilim ve gelişmelerin, gelecekte toplumları nasıl etkileyeceği konusunda tahmin ve varsayımlar geliştirilmiştir.
Bilgi, birikim, keşif, hakikat, adalet, niyet, düşünce, plan, üretim, denetim, gelişim, organize, değişim, dönüşüm süreçleri; hayatımıza anlam, coşku, umut, sevinç ve süreklilik katar. Diğer canlı/cansız alemlerden farklı olduğumuzu açığa çıkarır. Yankı odasında yalnızca kendi sesini duyarak doyuma ulaşmak, dev aynasında yapay heybetli cüssesini görmekle tatmin olanlar; kendine/topluma ve çevresine ne katabilir ki?...
"Modern Toplum"un geleceği nasıl şekillenecek, bize düşen ödev ve sorumluluklar nelerdir?
Bu soru; her daim gündemimizde, güncelliğini koruması gerekmektedir. Bu yolculukta ise, bu kitap da okumamız gereken eserler arasında olmalıdır.
Kitaptaki anlatımlardan iki de alıntı yaparak sözlerimizi tamamlayalım:
5. Kısım (Tanrılaşan insan ve Geleceğin toplumu) bölümünde, 90. Sayfada; “Özneler arası gerçeklik, pek çok insanın inandığı ve hissettiği şeylerden oluşmaktadır. Bu noktada yazar (Harari) tarihte ve toplumda pek çok şeyin özneler arası olduğunu iddia eder. Eğer bir paranın, ortak bir alışveriş aracı olduğuna inanmasak, onun hiçbir değeri olmayacaktır, nitekim kâğıt parayı ne yiyebiliriz, ne de içebiliriz.”
“Sonuçlar” bölümünün, 160. Sayfasında ise: “Fukuyama, liberalizmin zaferini ilan etse de bir konuda bu sistemin başarılı olamadığını itiraf etmektedir. O da farklılıkların ve çeşitliliğin ‘tanınması problemi’dir. Liberalizmin bu noktadaki sorunlarına başka düşünürler de değinmişlerdir. Sözgelimi Will Kymlicka' ya göre liberal demokrasilerin ‘eşit ve evrensel yurttaşlık' ilkesi, etnik azınlıkların eşit düzeyde toplumsal katılımını sağlamada yeterli olamamıştır. Liberaller 'insan hakları' meselesiyle bu sorunun çözüleceğini ummuşlardır. Ama bu sorunlar ileri düzeye varmış insan haklarına rağmen devam etmektedir. Çözüm, ona göre şudur: Etnik gruplara "Azınlık hakları" tanınmalıdır. Azınlık hakları iki ilkeyle formüle edilmiştir: 1) Genel kurallardan muafiyet ve 2) Kültürel hakların devlet tarafından desteklenmesi ve geliştirilmesi. Fukuyama, soruna işaret etmekte, ancak bunun nasıl çözüleceğine dair somut bir öneride bulunmamaktadır.”
Sonuç olarak şu yorumu yapabiliriz: Bireysel iradeyi, insan onur ve erdemini, dayanışma ruhunu körelten hiçbir sistem; insani kodlar içermeyecek ve sürdürülebilir/kabul edilebilir olamayacaktır.