"Ayrılmak da dönmek de elden gelmediği zaman ne yapılır?"
Epeydir bir kitap okurken böyle ağlamamıştım. Boğazımın düğümlenmesine, durup nefes alma ihtiyacı hissetmeye, bir cümle tarafından bir anlığına nakavt edilmeye görece alışkınım ama göz yaşlarımı hiçbir şekilde tutamamak - bu sık başıma gelmiyor. Libya asıllı Amerikalı yazar Hisham Matar'ın Pulitzer ödüllü otobiyografik anlatısı Dönüş; beni mahvetti, bitirdi, kendisini çok uzun bir süre unutabileceğimi sanmıyorum.
Kaddafi rejiminin önemli muhaliflerinden biri olan babası Cebelle Matar'ın hapiste kaybedilmesinin izini sürmek üzere çok uzun yıllar sonra eşi, annesi ve abisiyle beraber ülkesine dönüşünü anlatıyor Hisham Matar. Kendisi ülkesine dönerken bizi de zamanda geriye döndürüyor, bir yandan şimdiki zamanda onun dönüş yolculuğunu, Odysseia'sını izlerken, hatırladıklarıyla da geçmişin kanlı, dehşetengiz, acıklı ve vahşi gerçeklerine dönüyoruz. Geri döndükçe, onca dehşetin içinde ne çok sevgi, cesaret, dirayet, dayanışma olduğunu da görüyoruz beraberce. "Kıskançlıktan gözü dönmüş bir sevgili misali toplumsal ve özel hayatın her alanına sızan" bir diktatörlük altında yaşarken kendileri kalmanın bir yolunu bulmayı başarmış insanların olağanüstü direniş öykülerine tanıklık ediyoruz.
Yitirilen onca şeye yakılmış yürek parçalayan bir ağıt gibi bir metin. Kitabın "babalar, oğullar ve aradaki memleket" alt başlığı zaten çok şey söylüyor; babasını kaybeden ancak ne zaman ve nasıl kaybettiği bilgisi bile kendisinden esirgenen bir adamın hissettiği yurtsuzluğa, evin tanımlarına, ideallere, utanç duygusuna, vicdana, insanları birbirine bağlayan ilmeklere, kente, binaların hafızasına, iktidara, şiddete dair o kadar çok şeyi o kadar müthiş bir dille anlatıyor ki Matar. (Şu cümle, örneğin: "Bir kitabı ezbere bilmek göğsünde bir ev taşımaya benzer.") Kaddafi döneminde Libya'da ne yaşandığına dair üstünkörü bilgilerimin de epeyce derinleşmesini sağladı ayrıca.
Çok, çok, çok sevdim. Çok. Şu uzun alıntıyla bitireyim, çünkü hem kitabın derinliğini, hem de dilinin akışkanlığını çok iyi örnekliyor bu pasaj bence: "Babalarla oğulları birbirinden ayıran memleket nice yolcuya yönünü şaşırtmıştır. Burada kaybolmak çok kolaydır. Telemakhos, Edgar, Hamlet ve daha nice erkek evlat bir yandan kendi kişisel dramlarını sessizce yaşarken geçmişle gelecek arasındaki o tekinsiz alanda o kadar uzaklara açılmışlardır ki, akıntıya kapılmış görünürler. Bütün erkekler gibi onlar da bu dünyaya bir başka erkek, bir hami, onlara kapıyı açan ve eğer şansları varsa bunu kibarca, belki de güven verici bir tebessüm ve omuzlarına cesaretlendirici bir dokunuşla yapan biri sayesinde gelmişlerdir. Babalar ise, bir zamanlar kendileri de birer oğul olduklarından, kendi ellerinin hayaletinin yıllarca, sonsuza dek oğullarının hayatında gezineceğini ve üzerine ne yükler binmiş olursa olsun veya bir sevgili, belki bir diğerinin hak iddiasını silmeye yönelik gizli bir arzuyla oraya kaç öpücük kondurmuş olursa olsun o omuzun sonsuza dek kendilerine sadık kalacağını ve ona dünyayı gösteren baba elini hep hatırlayacağını biliyor olmalılardı. Erkek olmak, bu minnet ve hatırlama zincirinin, bu suçlama ve unutma zincirinin, bu teslimiyet ve başkaldırı zincirinin bir parçası olmaktır, ta ki erkek evladın bakışı dönüp geriye uzandığında gölgelerden başka hiçbir şey göremeyecek kadar yaralanıp keskinleşinceye kadar."
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dönüş, Matar’ın hem kendi kimliğiyle hesaplaştığı bir süreç hem de ailesini kaybeden bir birey olarak travmalarıyla yüzleşmesiyle dolu. Matar, aynı zamanda bireysel hikayesinden yola çıkarak geniş bir tarihsel ve siyasal arka plan da sunuyor. Libya'nın baskıcı rejim altında geçen yıllarına dair etkileyici betimlemelerle birlikte, özgürlük, kayıp, vatan hasreti ve adalet gibi evrensel temaları ele alıyor. Dahası, yazarın kitap boyunca çeşitli yazarlara göndermeler yaparak eserlerinden alıntılara yer vermesi eseri salt otobiyografik bir eser olmaktan kurtaran ve dile akıcılık katan bir özellik olarak ön plana çıkıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Akıcı bir dili var yazarın. Libya da yaşanan dramatik bir aile hikayesi gerçek olması çok acı. Babasının kaybolması cezaevinde yaşadığı işkence ve akrabalarınında aynı durumdan etkilenmesi ve yazarın babasını bulma mücadelesini anlattığı gerçek bir hikaye.
Yazarın dilinden çok etkilendim. Olay çok dramatik ancak bir dram kitabı okuyor gibi hissetmedim asla. Yokluk, boşluk, kayboluş İliklerime kadar hissettim bu kavramları. Ah be ölüm bile tercih edilebilir bazen dediğimiz zamanlar oldu(deprem sürecinde). Keşke kurgu olsaydı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın dili akıcı. Çevirisi başarılı. Gerçekten yaşanmış olanları anlatan bir roman. Savaşın ne denli büyük yıkımlara sebebiyet verdiği, diktatör rejimlerin bir ülkeyi nasıl karanlığa, uçuruma götürdüğü...
Baskının, zulmün eksik olmadığı...
Yalakaların itibar gördüğü, direnenlerin baş kaldıranların sindirildiği...
Libya'yı anlatan bir roman.
Libyada ki kaddafi rejimini anlatan bir roman.
Diktatörlük er yada geç son bulacaktır... Hiç bir diktatör ölümsüz değildir...