Ben Jean-Louis Fournier’nin bir kitabını okuyup çok sevince kesin diğerlerini de severim diyip hepsini aldım, iyi halt ettim, almış bulunduğum için hepsini okuyorum şimdi ama okuduğum her yeni kitabıyla beraber biraz daha soğuyorum kendisinden. Burada artık düpedüz öfkelendiğimi fark ettim, çünkü yani bu kitabın basılması için harcanan kağıda yazık.
Özetle şöyle: yayıncısına kitap sözü vermiş, yayıncı da duyurmuş kitabı, fakat Fournier yazamamış, yetiştirememiş, hal böyle olunca da oturmuş bir şeyler karalamış. (Bunu kitabın başında kendisi de söylüyor.) Birkaç örnek veriyorum:
“Haklı olduğunu, karşıdakinin de hatalı olduğunu düşünmeden, köprüleri yıkmadan beklemek lazım.”
“Hayat bir hız yarışına dönüşüyor. En hızlı giden kazanıyor.”
“Eskiden hayatı yüksek ateşte pişirerek yaşardım, şimdi ise kısık ateşte ısıtarak yaşıyorum.”
“Zamanı kullanmak lazım... Zamanı tutmak lazım... Zamanı ölçmek lazım... Zamanın boynuna sarılmak lazım...”
Nasıl? Ertuğrul Özkök’ün Pazar yazıları gibi di mi? Hatta onların içinde bundan daha iyi olanları vardı bence. Bu kadar yüzeysel, bu kadar içi boş, bu kadar hiçbir şey söylemeyen bir kitabı insan yayıncısına teslim etmeye utanır, yayıncı da yayıncı olsa bunu basmaz zaten. 99 sayfalık bu kitap muhtemelen 12 word sayfası filan ediyor, zira bir sürü sayfasında yukarıda aktardığıma benzer bazı cümleler tek başlarına yer alıyorlar.
Kimse kusura bakmasın ama kendimi düpedüz dolandırılmış hissediyorum. Kitabın ısmarlama olduğu çok belli, okura saygısızlık bence bunu yazıp teslim etmek. Üstelik de sen Fournier’sin, elinden bu kadarı geliyor olsa hadi neyse, ne yapalım diyeceğim. Kendisinin nasıl yazabileceğini biliyoruz, zahmet etmemiş resmen. İçinden zorlasam belki üç tane cümle bulup çıkarırım koca kitabın, o da belki.
Ay çok sinirliyim ya. Yazmayıver olmuyorsa, bir şey olmaz.
Hayat bir hız yarışına dönüşüyor. En hızlı giden kazanıyor. (Sayfa 58)
Hayat bir koşuşturmaca evet. Teknoloji ile her işimizi daha hızlı yapıyoruz. Telefonla uzağımızdaki kişiyle hemen görüşebiliyoruz, son model araçlarımızla ve modern ulaşım araçları ile gideceğimiz yere hemen yetişiyoruz. Merak ettiğimiz bir şeyi yapay zeka ile hemencecik öğrenebiliyoruz. Ve bunların sonunda zaman kazanıyoruz. Yazar bize şunu soruyor: Peki kazandığımız zamanları ne yapacağız? Anın tadını çıkarmadıktan sonra, yaşamanın ne kıymeti var? Yediğimiz yemeğin bile tadını çıkaramadan acele ediyoruz.
Zamanımızın hastalığı sabırsızlık üzerine, sabırsızların okuyabileceği kısalıkta, yazarın okurla sohbet ettiği keyifli bir kitap.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Basit cümlelermiş gibi gözüküp,derin düşüncelere daldırıyor yazarın dili.Muzip fournier kitaplarını seviyorum.Gene bir kitap çıkarmış.
Onu da okuyacağım
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
hayatın sonuna yaklaşan birinin gözünden yazılmış, hüzünle mizahı harmanlayan dokunaklı bir anlatı. Ölüm teması etrafında dönerken yaşamı, pişmanlıkları ve küçük mutlulukları düşündürüyor. Az sözcükle çok şey söyleyen, derin ama sade bir kitap.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"210 sayfa yazacağıma söz vermiştim. Ancak 99 sayfa yazabildim. Umarım editörüm fark etmez, yoksa elinden çekeceğim var demektir." diyor yazar. Kitabın özeti bu cümle.. zoraki yazılmış hissini verdi maalesef
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"210 sayfa yazacağıma söz vermiştim. Ancak 99 sayfa yazabildim. Umarım editörüm fark etmez, yoksa elinden çekeceğim var demektir." diyor yazar.
Kitabın özeti gibi...
Diğer tüm kitapları gibi sade bir dil fakat derinlikli anlatım...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın okuduğum 8.kitabı.
Yazar artık 80 yaşında.
Beklemeye oldu bitti tahammülsüz oluşu ve sabırsız yapısını kaleme aldığı bir anlatı bu.
Öyle ki; kitabın editörü Fournier'in son kitabının 210 sayfa olacağını duyurduğu halde yazar sabırsız yapısı gereği kitabı 99.sayfada bitiriyor ve bunu editörünün farketmemesini umuyor