İskandinav edebiyatıyla ilişkimi derinleştirme girişimlerim çerçevesinde okuduğum, İzlandalı yazar Kristín Eiríksdóttir'in kitabı "Yumruk Yahut Yürek"te aradığımı tam olarak bulamadım maalesef. Biraz da üzüldüm çünkü aslında çok daha iyi olma potansiyeline sahip ve çok parlak kısımları olan bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yetmişli yaşlarının başındaki dekor tasarımcısı Elin Jonsdottir isimli bir kadın ile 19 yaşında bir genç kız olan ve yazdığı ilk oyunla dikkat çeken Ellen Alfsdottir'in hayatlarının kesişmesiyle başlıyor hikâye. Her iki kadın da yalnız, yurtsuz, köksüz, her ikisinin de ciddi travmaları var ve hayatla ilişkilenmekte ciddi güçlük yaşıyorlar. Anlatıcımız Ellin hikâye ilerledikçe gerçeklikle ilişkisini yitirmeye başlıyor. Yalnızlığı öyle derin ki, onu girdiği yerden çıkarabilecek kimse yok etrafında.
Elin'in nevrozu derinleştikçe, roman iyice müphem bir hale bürünüyor ve açıkçası bence buralarda baştaki gücünü yitiriyor. Ayrıca bu iki kadının hikâyesi tam ne çerçevede beraber anlatılmış, onları birbirine bağlayan ip nedir, onu da anlayamadım. (Bir somut olay var bağlayan, evet, ama insan onun ötesinde bir şeye ihtiyaç duyuyor romanın çatısının daha sağlam olması için.)
İskandinav edebiyatının ufak ufak tanımaya başladığım o soğuk, mesafeli ama insanın etine işleyen üslubu, tüm kelimelerine sinmiş hüzün ve yalnızlık hali burada da var; ki zaten sahiden çok güzel yazılmış bir metin bu. Ama işte her iyi yazılmış metin, iyi birer roman olamayabiliyor. Sanırım buradaki sorun da biraz bu.
Yine de yalnızlığa dair şu çok sevdiğim pasajı şuraya iliştireyim: "Mağazadan çıkabilmek için, o koca labirentin tamamını baştan yürümek zorunda kaldım. Bu muazzam, alakasız alanda ortadan kaybolmadım, daha ziyade büyüdüm. Yüzler kafamda bulandı, kendi yüzümle karıştı. Aklımı kaybetmek, yıkılmak, sinir nöbeti geçirmek: Bunlar sevdikleri olanların ayrıcalığı. Ben sırada bekledim ve içinde ölmeyi planladığım yatağın parasını ödedim. Alacakaranlıkta eve kadar araba sürdüm."
PS: Bunu seven Audur Ava Olafsdottir'in Sessizlik Oteli'ne bayılır. Benzer bir janr ama çok çok daha iyi bir örnek o kanımca.