Olağanüstü, olağanüstü, olağanüstü bir kitap okudum. 1996 doğumlu Maddie Mortimer'ın, bu sene Booker Ödülü'ne aday gösterilen ilk romanı "Muhteşem Bedenlerimizin Coğrafyası" çok ama çok acayip bir şeydi. "Bu kadar genç bir yazarın eseri nasıl Booker adayı olabilir ya" diye düşünüyordum; okuyunca anladım. Olabilirmiş, olmalıymış.
Mortimer, 14 yaşındayken annesini kanserden ötürü kaybetme deneyiminden yola çıkarak bir hikâye anlatıyor: Kanser tüm vücuduna yayılmış olan genç anne Lia'nın öyküsü bu; ölümün bir gerçeklik olarak belirmesi ve her şeyi şekillendirmeye başlamasıyla beraber kızı, kocası, eski sevgilisi ve annesiyle ilişkisinin dönüşmesine dair bir öykü. Yakın zamanda bir hastalık ve kayıp süreci yaşadıysanız kitabın çok tetikleyici olabileceğini belirtmek isterim. Nitekim ben bazı bölümlerde
nefessiz kalıyor gibi hissedip durma ihtiyacı duydum. ("Ölümden daha kötü bir şey varsa, o da ölümün yaklaştığını bilmektir" - ah bu cümleyi hiç anlayamasaydım keşke.)
Anlattığı hikâye bir yana, yazım tekniği itibariyle oldukça yenilikçi hatta deneysel bir biçimde yazılmış bir eser bu. Bir tarafta zamanda ileri-geri giderek de olsa daha konvansiyonel diyebileceğimiz bir şekilde hikâyeyi anlatan bir dış ses var, bir de aralarda girip konuşan bir başka ses. Bu sesi ilk başta kanserin, hastalığın sesi olarak okuyorsunuz ancak metin ilerledikçe kanser hastası olan Lia ile birleşip sanki bir tür Tanrı-anlatıcıya hatta Tanrı’nın bizzat kendisine dönüşüyor.
Büyüyen ve küçülen puntolar, bir sarmal şeklinde yazılmış kelimelerle beraber bazı sayfaları adeta tipografik sanat eserlerine benzeyen bu acayip kitap; yaşama, ölüme, yasa, sevmenin biçimlerine, aşka, anneliğe dair 25 yaşında bir yazardan beklenmeyecek derinlikte içgörüler sunuyor.
Bir de tabii dili... Kelimelerle nazikçe dans edişi, oynayışı, o sakin, şiirli anlatımı. Çok ama çok sevdim.
İnsan bazen nasıl seveceğini bilemez. İnsan bazen neye öfkeleneceğini bilemez. İnsan bazen bir büyük yıkıntının altında kaldığını hisseder. Bazı insanlar da işte bir büyük cesaretle soyunup bunları yazar, ortaya böyle kitaplar çıkar. Sevgili Maddie Mortimer, iyi ki yazmışsın ve seninle iyi ki tanıştık.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
-Her şey bir kaza ile başlar. Lia, hastaneye kaldırılınca çoktandır mücadele ettiği kanserin tüm vücuduna yayıldığını öğrenir. Ailedeki herkes bu gerçeği kabullenmiş, tüm hayatını buna göre düzenlemiştir; ancak kanser herkesi farklı etkiler...- konu hüzünlü anlatım da umarım akıcıdır bizzat yakınından birinin bu hastalıkla mücadele ettiği bir dönemde okumak nasıl olacak zaman gösterecek
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sağlık sektöründe olup her açıdan görebilmem adına çok farklı bir eserdi. içine girdikçe bir sonraki aşamayı merak ediyorsunuz ama bir taraftan da kaçınılmaz bir sona geldiğinizi hissedip eliniz kitaba gitmiyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hüzünlü bir konuyu işlediğini bildiğimden daha elime alamadım, en yakınının bu hastalıkla mücadelesine tanık olmak da okuma isteğimi ötelememe neden oldu . Ama en yakın zamanda okuyacağım.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Annelik,kanser,yaşam,ölüm,saplantılı sevgi gibi bir çok konuyu içerisinde barındıran bir kitap. Akıcı bir dili ve anlatımı yok kitabın ama kopamadiginiz okuru devama zorlayan bir çekiciliğide var aynı zamanda
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzun süredir hiçbir kitap böyle sarsmamıştı beni,son 50 sayfayı gözlerim yaşlı okudum.Kanser olan bir kadının aşk,anne-kız ilişkisi,evlilik,ölüm hikayesini ajitasyon yapmadan dupduru bir dille yazan yazar henüz 26 yaşında.Vay be diyorsunuz yetenek bu işte .
Kitabın ölüme farklı açılardan bakmanızı sağlayan, sizlere büyüük bir iç sorgulatma yaşatan etkileyici bir anlatımı var. Hastalıkları konu alan çok kitap okumustum ama bu gerçekten çok farklı bir kurguya sahip. Her sayfasını kitabı, karakteri hissederek okudum sanki
“ölüm, yaşam, kanser, annelik” gibi bu kadar gerçekçi konuların etrafında gezen, yirmi altı yaşında bir yazardan hem eğilen bükülen kelime oyunları, hem tüyler ürpertici anlatım dili, hem nereye konulacağı bilinemeyen bir aşk. Ölüm zaten kabullenmekte zorlandığım, gerçekliğinden nefret ettiğim bir kavramken kitap birde kendi ölümünü bekleyen bir kadının içine hapsediyor. Bu kadının bedeninde ise annesi ve kızıyla olan iletişimi, yaşananlar/yaşanamayanlar, yaşandıkça tutarsızlaşan aşk, inanç ve tanrı, iki farklı anne figürünün kızına veda edişi ve daha pek çok can yakıcı noktalara parmak basmasını kitap boyunca bir şekilde dayansamda son elli sayfayı kaldıramadım. Bazen Iris oldum ve bir gün veda etmek zorunda olduğum anneme baktım, bazen Lia oldum ve bir gün anne olursam kendi kızıma veda etmek zorunda olduğum geldi aklıma.