Malcolm Lowry'nin "Yanardağın Altında"sını sonunda okudum, epeydir bir kitabı okurken bu kadar zorlanmamıştım. Kitabı biraz İskenderiye Dörtlüsü'nü anımsattı, belki Yvonne'u Justine'e benzettiğimden, belki Meksika'nın sarı sıcağı İskenderiye'yi düşündürdüğünden, belki de batılı anlatıcılarımızın kentle kurduğu ilişki Durrell'ın anlatıcılarını hatırlattığından. Ama bilinç akışı tekniğiyle yazıldığı ve akan bilinç delirium tremens noktasına gelmiş bir alkoliğin zihni olduğundan ondan çok daha zor bir metin bu elimizdeki.
Lowry, kitabın sonuna eklenmiş, yayıncısına yazdığı mektupta bu kitabın anlaşılabilmesi için "en az üç dört kez okunması gerektiğini" söylüyor zaten. O mektup ve oradaki açıklamaları kitaptaki sayısız alegoriyi anlamam için epeyce aydınlatıcı oldu ancak açıkçası çağdaş sanatla sorunumdaki gibi bir sorun burada da baş gösterdi; bir eseri anlamak için bu kadar açıklamaya ihtiyaç duymamalı sanki insan.
Ancak anlayıp anlamamaktan bağımsız bana estetik bir haz da verdi metin, ki bundan çok hoşnutum. Tamamı tek bir günde geçen öyküde ana karakterimiz Konsolos ve kendisini terk edip geri gelen büyük aşkı Yvonne'un yer yüzündeki son günlerine eşlik ediyoruz. Her ikisinin de öleceğini kitabın başında öğreniyoruz ve o karmaşık, tekinsiz son günlerini okuyoruz - üstelik Meksika'nın ünlü Ölüler Günü'ne denk geliyor bu tarih. Lowry bu kitabı aslında bir üçlemenin ilki olarak düşünmüş, üçlemeyi Dante'nin İlahi Komedya'sına referansla kurgulayacakmış ve Cehennem, Araf, Cennet biçiminde olacakmış eseler. Bu ilk kitap da sahiden okuru yer yer boğacak denli cehennemvari, zehirli, hüzünlü ve karamsar. Her yerine sinmiş bir yenilmişlik duygusu var sahiden yıpratıcı oluyor okumak.
Çok iyi kurgulanmış, çok "büyük" bir eser olduğu şüphesiz. Çok güzel yazılmış, kelimeler dans ediyor resmen bazı yerlerde anca hikâyeyi takip etmesi çok güç. Yazarın kırk sekiz yaşında intihar ettiğini ve yaşamöyküsünü kaleme alan Douglas Day’in "Lowry alkolik olduğu için delirmedi, deli olduğu için alkole sığındı" dediğini göz önüne alınca, metnin karamsarlığına şaşırmamalı belki de.
Sevdim ama çok yoruldum. Kendini sınamak isteyen okurlara öneririm diyeyim. Bir büyük sınav zira.
On iki bölümden oluşan metin, tek bir günü kapsamakta, bölümleri gibi on iki saatlik zaman dilimine işaret etmektedir. Romanımızın ana karakteri Geoff / Goeffrey / Konsolos / Firmin yani Geoffrey Firmin'dir. Bu karakterin romanda anlatılan hayatı yazarınkiyle benzerdir. Onun üvey kardeşi Hugh Firmin, eski eşi Yvonne Constable ve çocukluk arkadaşı Jacque Laruelle bu romanın diğer karakterleridir. İngiltere'nin Meksika'daki konsolosu olan Geoffrey Firmin alkolik bir karakter olup metin boyunca geriye dönüş tekniği de kullanılıp çocukluğu, daha önce yaşadıkları ve gün boyunca Hugh ve Yvonne'la olan geçirdikleri zaman anlatılmaktadır. Bu metnin belki de en önemli özelliklerinden biri Geoffrey'nin iç sesiyle üçüncü şahıs anlatıcı iç içe geçmiş durumdadır.
Modern edebiyatın şüphesiz en özel eserlerinden biri Yanardağın Altında. Anlatım tekniği ve otokurmaca özelliğiyle Dünya edebiyatının önemleri romanları arasında.