Bilin de benim gibi kafanız karışmasın, kitapta iki anlatıcı var ve her bölümde sırayla birini okuyoruz. Bu iki kadın anlatıcımızdan biri Feliciana; bir köyde geleneksel bir hayat süren bir şifacı, diğeri ise Zoe, otuzlarında şehirli bir gazeteci. (Feliciana karakteri, Maria Sabina Magdalena Garcia adlı gerçek bir kadından esinlenilerek yaratılmış. Kendisi zamanında gerçekten çok meşhur olmuş ve şarkıcı Prince'ten Bob Dylan'a bir sürü ünlü isim iyileştici ritüellerinden faydalanmak için köyüne gitmiş.) Bu iki kadının yolu bir kadın cinayeti nedeniyle kesişiyor ve birbirlerine öykülerini anlatıyorlar.
Kitap başından itibaren feminist tavrını ortaya koyuyor. Çok farklı sosyoekonomik koşullarda yetişmiş iki kadının farklı biçimlerde ataerki, istismar ve şiddet ile hayatları boyunca nasıl çatışmak zorunda kaldığını, yerel Zapotec kabilesinde kabul gören üçüncü cinsiyettekilerin (Muxe deniyormuş kendilerine) yaşadıkları korkunç zorlukları, heteronormativitenin toplumda açtığı yaraları, kız kardeşliğin kuvvetini anlatıyor.
Ancak... Olağanüstü dağınık bir kitap maalesef. Feliciana'nın anlatıcı olduğu bölümler, yer yer çok tekrara düşse de, biraz sözlü destan gibi yazılmıştı ve daha lezzetliydi ancak Zoe'nin hikâyesindeki dağınıklık beni çok zorladı. Bir çerçeveye oturmayan ve hikâyeyi beslemediğini düşündüğüm çokça detaya boğuyor bizi kendisi.
Yer yer güçlü ama iyi toparlanamamış bir kitap bence. En sevdiğim yazarların bile zayıf olduğunu düşündüğüm kitapları olduğu için, Lozano ile ilgili nihai kararımı vermeyi erteliyorum. Birkaç kitabını daha okumak lazım, yazsın da okuyalım. :)
Bir alıntıyla bitireyim: "Ânın ömrü bir sözcük kadardır derler, zira ağızdan çıkan söz artık geçmiştedir. Ben ise ânın tıpkı bir insan, tıpkı Dil kadar geniş olduğunu söylüyorum onlara."