Son 20 yılda yeniden keşfedilen, ölümünün ardından bir tür iade-i itibar süreci yaşayan, "Borges'in esin perisi" olmanın ötesinde bir kıymeti olduğu anlaşılan yarı Norveçli yarı Arjantinli yazar Norah Lange ile tanışma kitabım oldu "45 Gün ve 30 Denizci". Lange'da ilgimi çeken çok şey var ama açık söylemek gerekirse bu kitabını pek sevemedim. İzah etmeye çalışayım.
İlgimi çeken şu: 1905 doğumlu Lange'ın yazınında, zamanının erkek egemen edebiyatına baş kaldıran çok şey var. Bugün bildiğimiz anlamıyla feminist diye tanımlamak belki biraz iddialı olur ama dönemin koşullarını göz önüne alınca epeyce feminist bir duruştan söz ediyoruz aslında. Kendi yaşadığı bir deneyimden yola çıkarak yazdığı bu romanında, mürettebatı sadece erkeklerden oluşan bir yük gemisinin tek kadın yolcusu olarak Buenos Aires'ten Oslo'ya yolculuk eden bir kadının öyküsünü anlatıyor. Gemideki erkeklerin neredeyse tamamının asıldığı, sıklıkla tacize varan biçimlerde rahatsız ettikleri kadının, yolculuk boyunca kendini korumaya çalışmasını ve bunu yaparken erkeklerle dostane ilişkilerini de korumaya çalışmasını okuyoruz. Özgür ve bağımsız tasvir edilen kadının epey direkt beyanlarının o dönem için epeyce cesur olduğu muhakkak. Ancak gelin görün ki ne adamların kadına yaklaşma biçimi, ne de kadının adamları idare etme şekli pek gerçeklikle uyumlu gözükmedi bana.
Kitabı sevmememin sebeplerinin başında bu geliyor. Yani adamlar kadını düpedüz elle taciz ediyorlar mesela, ama kadın onları "tatlılıkla" filan durdurmayı başarıyor, hem de birden fazla kez. Epey tutarsızlıklar barındırıyor bence öykü. Bir de Lange'ın dilinde de pek bir olağanüstülük bulamadığımı söylemem lazım. Kötü diyemem ama yavan ve kuru geldi.
Benzer bir dönemde, benzer dertlerle yazan Jean Rhys'i hatırlattı biraz. Onun da ortaya koymaya çalıştığı tavrı kıymetli bulmuş ama Dörtlü kitabını sevememiştim.
Bu arada kitabın Türkçesi Everest'ten beklemediğim ölçüde problemli maalesef. Hatalı yazılan de ve ki'ler, düşük cümleler... Maalesef kötü bir çeviriye ciddi editör hataları eşlik ediyor. Kitabın sonundaki 15 sayfalık son sözün yazarı kim mesela, o bile atlanmış, isimsiz bir inceleme konmuş oraya. Üzücü.