Âşıklara Yer Yok
Âşıklara Yer Yok

Kitapyurdu Fiyatı: 273,74TL

Ürüne Git
128Yorum
Ali Riza Malkoç
Kitapkurdu
06.04.2023
Âşk Makamında Yaşamak
Sayın Yazarın, on iki kitabının sonuncusu bu: “Âşıklara Yer Yok”. Diğer kitaplarını okumadığım için, genel bir yorum yapmayacağım. Kitabın konusu ve özeti, tanıtım yazısında zaten vardır. Orhan ile Firdevs arasında geçen duygusal ilişkilerden alıntı ile yetinmeyeceğim. Kısa ve öz olarak, anlatımın, anlam algoritmasını çıkarmaya çalıştım. Evet, aşk sessiz ve derinden ilerler. Dili ve mekânı yoktur âşıkın. Kitabın adını ilk okuduğumda, yorum geliştirmekten çekindim. İlerleyen sayfalarda ise şu düşünce canlandı zihnimde: âşıklar yüce bir alemde yaşar, fiziki/maddesel bir ortama, konuma, yeryüzüne gökyüzüne sığmazlar, hapsedilemezler ve hepsinden önemlisi bunlara ihtiyaç hissetmezler. Bu çözümlemeyi, 199. sayfada geçen şu cümleden de anlıyoruz: “Âşktan nasibini alan insan, yedi kat toprağın altından bile çıkıp, mâşukuna kavuşur. Aşkın üzerini örtmeye, ne toprağın gücü yeter ve taşın”. Bunu bir abartı, kutsallığa bürünmüş metafizik bir yaklaşım olarak gören yanılır. Âşk makamında yaşayanların hakikatine erdiği bir kavram bu. 157. sayfada ise; “İnsan kaderin karşısındaki çaresizliğini gizlemek uğruna tesadüf diye bir kelime uydurdu. Asıl gizlemek istediği iradesinin zayıflığından doğan acıydı.” cümlesi de, aşkın çileli ıstıraplı yolunu hatırlatıyor bize. Âşk içinde âşk yaşar bazen insan. Evrenin en yüce varlığı olan insan, yalnızca karşı cinsine âşık olmakla yetinmez. Ahenk içinde dans eden, tüm varlıklar alemine vurulur. Bir hayvanın neşesinden bile haz alır. Yaşarken, yaşatma azmiyle hareket eder. Tüm evreni insanda; insanı da tüm evrenle bütünleşik görür. Holistik bakışın verdiği huzurla yaşar. Leyla’dan Mevla’yı bulan âşıklar, hep bu yolda ömür tüketmişlerdir. Âşksız yaşayan bir can; meyve vermeyen bir ağaç, yaprak açmayan odun olmaya doğru yol alır. Sevgisiz, aşksız, muhabbetsiz kalmamak için, sözü kitaba bırakalım. Keyifli okumalar.
zafer saraç
Hezarfen
10.03.2023
Edebiyatta Aşka Yer Var...
Edebiyatın bir sihir olduğu tasavvurundan hareket edilirse her şeyin edebiyatının yapılmasının mümkün olduğu gerçeğiyle karşılaşılır. Fantastik âlemlerden gerçeğin en saf haline kadar, hemen hemen her şey, edebiyatın o efsunlu diliyle izah edilebilir. Ama bir duygu vardır ki onun edebiyatı hiç bitmez. Adına Aşk denen mezkûr kavram bu nedenle kalemi eline alanların eşsiz bir malzemesi olur. Sevginin yücelttiği aşk kavramına adı sanat olan her yerde rastlanmakla birlikte bir kitabın satırlarına sarmalanan aşk öykülerinin modası hiç geçmez. Hatta öyle ki bin yıl önce yazılmış destanlaşmış bir hikâye bile daha dün yazılmış gibi okuyan üzerinde etkisini gösterir. Tarık Tufan’ın son kitabı ise klasik ifadeyle bir âşık maşuk ilişkisidir. İdealize edilmiş aşka biçilen hikâyenin öyle efsanevi olmayacağının ve sadelikle de gayet güzel bir şekilde izah edilebileceğinin, okurun gerçeklik algısıyla daha çok uyuşabileceğini hesap eden Tufan, aşkın soyut boyutunu güçlü ve yalın bir gerçekliğin üzerine inşa eder. Olaya duygu penceresinden bakan başkahraman ve aynı zamanda anlatıcı Orhan’ın platonik aşkının kendisine olan yıkımına dair o meşum hikâyesine takılan her bir öykü halkası anlatıyı daha rafine bir hale getirir. Aslında sözün sözü açması gibi hikâyenin de başka hikâyelere eklemlenmesi, edebiyat dünyasında çok kullanılagelen bir tarzdır. Çünkü karakterler ana anlatıya yaşam öyküleriyle girerler. Tufan ise bu hikâyeleri okura ilk aşamada vermez. Önce karakterleri gizemin boyasına boyayarak onları şifreli bir kasaya dönüştürür. Duygudaşlığın anahtarını eline alan anlatıcı yaşamına misafir olan her bir karakteri meraklı bir şekilde ele alarak, onların öykülerini deşifre etmeye gönüllerinin gizli kısımlarını açmaya çalışır. Bu tarz anlatımın okur için cezbedici olduğunu söylemeye gerek yoktur. Çünkü okur ilk aşamada anlatının sürükleyici olmasını bekler. Çözülmesi beklenen her düğüm, okuyucuyu daha güçlü bir biçimde satırların arasına çeker. Daha çok polisiye eserlere yakışan gizem kavramı ise öykünün sonunun kolay tahmin edilebilirliğinin önüne geçer. Zira beklediğini basit bir şekilde bulan okur, takip ettiği satırların notunu kırabilir. Bir aşk öyküsünde, tabii ki karakterler ön planda olmak zorundadır. Ama ziyadesiyle iyi döşenmiş bir mekân söz konusuysa, bazen kahramanlar o dekorun içinde kaybolurlar. Eserdeki Saklıkuyu bölgesi bu açıdan iyi seçilmiş ve iyi bezenmiş bir mekândır. Bir kere ortamın kasveti, eşsiz havası, anlatılan her bir karakteri geçmişiyle beraber çok iyi sarmalar. Mekânın birleştirici misyonu, zincirin halkaları gibi bir araya gelmiş kahramanları Orhan’ın birer uydusuna çevirir. Üstelik yaşanmışlıklardaki ortak nokta sadece mekânla da ilintili değildir. Eksikliği hissedilen kaybın yoksunluğunu yaşayan her kahramanı dibine çeken müşterek bir kader kuyusu da söz konusudur. Direnen yaşamların öyküsü büyük bir acıyla başlar. Her acı ayağa bağlanan taş misali ummanı andıran dünyada insanı dibe çeker. Ya çırpınılır ya da kadere teslim olunur. Teslimiyetin de çırpınmanın da kendine has öyküsünden çıkarılacak dersler vardır. Tufan’ın satırlar arasında sakladığı dersleri ise iyinin, kötünün; zalimin mazlumun; aşığın maşuğun; söylediklerinin kulağa küpe olacak şekilde aforizmalar şeklinde ortaya çıkmasıyla kendisini gösterir. Hayatlarında acıyla sınananlar, sorgularının bedelini güçlü cümlelerle verirler. Bu cümlelerle anlatımını zenginleştiren Tufan, şiirsel diliyle okurunu her fırsatta kendi kıyısına çekecek mesajları satırlar arasına gizler. Eserden ders çıkarmak bir yana bırakılırsa, anlatılan olayların kendisine has bir yaşanılabilirlik içerdiğini de belirtmek gerekir. Okurun anlatılan karakterlerle duygudaşlık kurmasının yolu da bir anlamda buradan geçer. Kahramanın kendi kendisiyle cebelleşmesi esnasındaki sayıklamaları, düşünsel bir muhasebenin anlamlı verileri olarak ortaya çıkarken, aslında “ben de bu durumda olsam böyle düşünürdüm” diyen okurun duygularına tercüman olur. Tabii her eserde bunu görmeye imkân yoktur. Duygulara şekil vermek isteyen yazarlar, bazen lastik misali çektikleri duygu yumaklarından çözümsüz düğümler oluşturup öylece bırakırlar. Oysaki hisleri fazla bulandırmaya gerek yoktur. Sadelik anlatım için her zaman geçer akçedir. Tufan, karakterlerinin duygu dökümünü ana tema (aşk, özlem, nefret vb.) etrafında olduğu gibi aktarır. İnsan bilinci bazen hesapsız gelişigüzel akarak net kararlar alamaz. Eserdeki kahramanlarda bu doğallığı da bulabilmek mümkündür. Aslında bu tarz zihinsel aktivitelerin, cümlelerle anlatılması bazen zordur. Tufan, bu güçlüğün altından da layıkıyla kalkar. Misal Orhan karakterinin yaşadığı tereddütler, çıkmazlar ve iç çatışmalar zihne bir nevi ayna tutularak görünür kılınır. Tabii ruhsal buhranın ötesine geçen, kendi doğallığından sıyrılan, gerçekle hayalin birbirine karıştığı durumların anlatımı da aynada görülenin aksine daha karmaşık tarzda okuyana servis edilir. Bu muhayyel yükselişler de karakterin bilinç oyunları olarak kabul edilirse anlatımdaki doğallık yadsınmamış olur. Eserin olay örgüsünün çok iyi planlandığı ve kurgu trafiğinin de çok iyi yönetildiğini söylemek lazım. Yirmi sekiz bölüm halinde tasarlanan eserde, geçmişle şimdiki zaman arasında gitgeller yapan ana anlatıda Orhan’ın aşkının geçmiş zamanın merkezine oturduğu görülür. Bu klasik aşk masalına anlam kazandıran ise Orhan’ın Saklıkuyu’da yaşadıklarıdır. Aslında geçmişe dair aşk hikâyesinin kurgusu Türk filmlerine adapte olanlara fazlasıyla sıradan gelebilir. Ama kahramanın Saklıkuyu günleri, geçmişe öylesine güzel kurgusal bir kimlik kazandırır ki aşka dair yazılanlar katmerlenir. Tabii kurguya dair bu kadar tespit yapılmasına karşın eserin sonundaki ekler kısmında verilen bazı resim ve evraklardan, eserin kurgu kısmının nerden başladığı gerçek kısmının nerde bittiğini kestirmek güç bir hale gelir. Aşk, umut ve trajedi üçgeninin kenarları arasında mekik dokuyan kayıp bir ruhun kendini bulması ve kaderine boyun eğmesinin bu eşsiz kurgusunu bir film senaryosunda görmek güzel bir tecrübe olabilir. Ama anlatının mevcut zenginliğini yansıtacak görselliği bulmanın mümkün olmayacağını da hatırlatmakta fayda var. Son olarak; âşıklara yer var mı yok mu bilinmez ama aşkın sorgulanması ve anlamlandırması gereken bir yönü olduğunu Tufan’ın eseriyle idrak etmek mümkün.
Fulya Aldemir
Kaşif
15.08.2023
Süslü itiraflar eşliğinde sahte bir merhamet arayışım yok...
Aşk dipsiz bir kuyu, çünkü, herkesin yüreği göğsünde taşıdığı insanın avucunun içinde önceleri. Sonra kavuşulmazsa acı, fakat insan o acının içinde de ne hikmetler yaşanabileceğini düşünmeli. Acı da olsa tecrübe, güzel yollar açabilir insana. Tarık Tufan'ın okuduğum ilk kitabı. Bence bir yazar olarak teknik becerisi, sakin karakter kadrosu ve hikayesinin ilerleyişi, devam eden olay örgüsü nostaljik bir zeka ürünü. Nedense ben bu kitabı karşılıksız bir aşk ya da saplantılı bir aşığın ümitsiz çırpınışı olarak değerlendiremedim. Ya da bana daha özel bir hisle, farklı bir bakışla geçti de diyebilirim. Kitapta verilen aşk olgusunu, kanadı kırılmış bir kahramanın yaşayacağı gerçeküstü bir hikayenin başlangıcına yol açılışı olarak değerlendirdim. Firdevs'e delice aşık olan Orhan'ın, bu uğurda akademisyenliği de dahil hayatını mahvetmesi mi idi? Yoksa Saklıkuyu davetlisine çağırılmak üzere verilen özel bir neden mi idi? tartışılabilir. Heidegger'in, 'varlığın kaderi, hiçbir zaman insanı yalnızca kendi ötesinde olmak zorunda bırakan kör bir yazgı değildir. O daha çok insanın vuku bulmakta olan şeyi meydana çıkarmak için harekete geçmeye çağırıldığı açık bir yoldur,' dediği gibi. Saklıkuyu adlı kasabanın deneyimini yaşayabilmek için Firdevs'e dair hayal kırıklığı yaşaması, ona davet edilme kapısını açmış oldu. Giden aşkına takılıp kalmış ve nedenlerine bir cevap arayışında oluşu Saklıkuyu karakterleri ile yollarının kesişmesini ve bu hikayenin gerçek boyutta gelişmesini sağladı. Karakterler doğal ve bir o kadar da ilginç bir konuda gerçek ile hayali birbirinden ayıran ince gölgeler gibiydiler. Defne, Belma, Hilmi, Orhan... Kitabın bütünüyle mütevazı ve basit tarzı çeşitli kişisel duyguların eliptik olay örgüsüne merakla dahil olmayı sağlıyor. Karakterleri gerçeklikle inşa eden ve melankolik duygu geçişlerinin, yanlış bağlanmanın ve insan doğasında her zaman olabilecek hataların kabulü ile hayatımızın her anında yaşanmayı hak eden mutluluğa dair umut üretebilecek bir hikaye. Tarık Tufan'ın okuduğum en iyi kitabı mı olur, bilmiyorum. Fakat diğer eserlerini okumaya motive olmam için iyi bir referans kitabı olduğunu söyleyebilirim. Önererek, keyifli okumalar dilerim. ... ''Hayatımı mahvettim. Üstelik bunu yaparken aklım başımdaydı. Hayatımı bile bile mahvetmemin tek bir sebebi vardı: Aşıktım ve dünyanın geri kalanının gözümde zerrece bir değeri yoktu.''
Funduka Ayşenur Atakul
Üstat
"Beni yaralarım değil, dilimi lal eden gururum öldürecek." "İnsanın cehennemi ihtiraslarının doymadığı yerde başlıyor." "Aşktan nasibi olan insan yedi kat toprağın altından bile çıkıp maşukuna kavuşur. Aşkın üzerini örtmeye ne toprağın gücü yeter, ne taşın." Tarık Tufan, yine şaşırtmıyor. Orhan'ın hayatını tepe taklak eden aşkını, Saklıkuyu'da gömülü kalan hatıraları, bir sofrada birbirine bağlanan hayatları nakış nakış işlemiş. Sonuna kadar merak duygusunu diri tutan anlatımıyla, insanın kalbini delip geçen cümleleriyle bu kitabı siz kitapsever arkadaşlarıma öneriyor, keyifli okumalar diliyorum.
İrem  Yapıcı
Bilge
29.10.2025
Tarık Tufan kitaplarını her okuduğumda hikayesinin tam ortasına beni çekmeyi nasıl başarıyor bilmiyorum ama her kitabını sahnenin en önünde dinleyip izliyorum sanki hatta bunun yanında kitabın bizzat içine girip karakterle beraber o ruh haline bürünüyorum. Âşıklara yer yok kitabında da yine harika bir kurgu ve olayların/durumların sarsıcı bağlantısı dikkat çekiyor. Duygudan duyguya çekip götüren, başta sadece bir aşk hikâyesini anlatacak gibi dursa da aslında hayattan kimi zaman bile bile kaçtıklarımızdan, gerçekleri kabul etmemekte ısrarcı oluşumuzdan ve herkesin kendinden bir şeyler yakalayacağı hem umut hem hüznü bir arada hissedeceği başarılı bir roman olmuş kesinlikle okunmalı (bu arada Kaybolan kitabındaki Hakan ve Sonay'ı bu romana minik de olsa dahil etmek ve bize akibetlerinden haber vermek çok güzel bir değinme olmuş).
Zehra Gülerce
Üstat
13.05.2026
Yazarla tanışma kitabımdı Aşıklara Yer Yok. Çok beğendim ve diğer kitaplarını da sipariş ettim. Tanımayan kitap dostu çok azdır eminim. Hala okumayan varsa bence bu kitabıyla başlayabilirler
Bahar Çakı Lalek
Kaşif
07.05.2026
beklediğimden çok daha iyi bir eserdi..
C.Sevde
Kaşif
20.04.2026
Tarl Tufan okumayı çoo seviyorum kştapları akıp gidiyor begimşemeler çok iyi tamamen karakterler gözümğn önünde canlanıyor ama çok üzldüğüm bir durum var okuduğum kştaplarının sonları hiç mutlu bitmiyor
zeynebim_2011
Kaşif
02.04.2026
Tam da Saklıkuyu'daki bitmeyen yağmurlar eşliğinde okudum son satırlarını.Baştan sona insanı kendi derinlerine çeken bir hikaye.Her insanın yaralarına merhem bulmak için kaçıp gitmek isteyeceği bir Saklıkuyu'ya ihtiyacı olur zaman zaman.Ama her kaçış kurtuluş da değildir çoğu zaman.Çok beğendim,çok etkilendim.Aşk olsun Tarık Tufan
55özlem
Üstat
26.03.2026
Beklentim daha yüksekti açıkçası.Hayal kırıklığı oldu benim için.Yer yer insanı sıkan ,uzatmalarin fazla olduğu bir kitap.Bana hitap etmedi.
falvan
Kitapkurdu
25.03.2026
Tarık Tufan yine şahane yazmış
mehmet1910
Bilge
11.03.2026
Bir tarık tufan klasiği daha yaz biz okuruz abi..
Gökçe Erkeçeci
Üstat
07.03.2026
referans kitabım gece açan çiçeklerdi yazarın okuduğum ikinci kitabı kitabın ilk üçte birisi beni sıksa da son sayfalar ve final büyüleyiciydi
Sabriye  Karan
Üstat
24.02.2026
Aşk mı bağımlılık mı ?? Bağımlılık sadece fiziken olmaz , takıntılı hallerin bağımlılığını çok güzel anlatıyor . Hele ki konu aşk olunca, aşk zannetiklerimizin farkına da varmamizi sağlıyor ... Çok güzeldi ..
Mevlana heykeli buca
Kitapkurdu
Kitabı ilk okurken hevesle okudum.Ortalarında biraz sıkıldım ama sonu muhteşemdi.Son sayfalara yaklaştıkça kitabı elimden bırakamadım.
1_dilektut
Bilge
07.02.2026
Aşıklara yer yok… Aşk nedir. aşk uğruna bütün hayatı feda etmek nedendir. Bir saplantı uğruna bir hayat harcarken aslında aşka ulaşmak mıdır aşk
Aysel Yılmaz
Kitapkurdu
01.02.2026
Yer yer çok kızdım Orhan’a ve duygusunun aşktan çok takıntı olduğunu düşündüm fakat o çaresizliği,küçücük bir umuda tutunma arzusunu dibine kadar hissettim
gulsum_sarikaya
Üstat
31.01.2026
kitap güzel ancak bazen neden bu kadar uzatıyorlar bazı yazarlar anlamıyorum :) tabi bu benim düşüncem. Ancak okuyun kitapta kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz
fefyy
Üstat
27.01.2026
Tarık Tufan'ın okuduğum ilk eseri.Betimlemeler anlatım çok iyi hikayenin içinde yaşadığınızı hissediyorsunuz.
gamzenur ünal
Üstat
15.01.2026
Bir film senaryosu gibiydi heyecanlı ve akıp giden ama aynı zamanda yanı başında olup biten bir gerçek. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda bir an duraksadım. Oturup gerçek birini mi dinlemiştim ben acaba? Keşke devamı olsa..