Yazar, 1900’lü yılların başlarına, Osmanlı ordusu subaylarından Pertev Bey ailesinin konağına götürüyor bizi. Karısı ve üç kızı ile dönemin batılılaşan hayatına ayak uyduran Pertev Bey, bir yandan da geleneksel değerlere bağlı, ülkesini seven, yozlaşmamış, adı kirliliğe bulaşmamış bir insan. İmparatorluğun son demlerinin işlendiği ilk bölümde, Selmin, Berrin ve Nermin adlı üç kızı arasında Selmin öne çıkıyor. Kuzeni Halet ile büyük bir aşk yaşayan Selmin’in genç kızlık hayalleri, Halet’in Çanakkale’de şehit düşmesi ile yıkılır. Yıkılan Osmanlı’dır aslında. Savaştan yenik çıkan, işgale uğrayan, İttihatçılar sayesinde yükselen çapulcuların, elinde yağmalan İmparatorlukta geçim sıkıntısı çekmeye başlayan Pertev Bey ailesi, yıllardır yaşadıkları konaklarını terk edecektir artık. Selmin ise sekreterliğini yaptığı sonradan görme bir iş adamının metresi olmuş ve babası tarafından kovulmuştur evlerinden.
İkinci bölümde Cumhuriyetin kuruluş yıllarına tanık oluyoruz. Ne var ki değişen bir şey göremiyoruz; İstanbul’daki düzen aynen korunurken, Ankara’daki yöneticiler de onlara ayak uyduruyor, geleneksel değerler batılılaşmak adına hızla tasfiye edilirken ülke dilinden, kültüründen ve tarihinden koparılıyor.Yazarın, küçük kız Nermin’in Ankara’da yıldızı parlayan bir bankacı ile izdivacı üzerinden, İstanbul ve Ankara, Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’si arasında bir karşılaştırma yaptığını söyleyebiliriz. Ankara’dan düş kırıklığı ile ayrılan, anne ve iki kızı, geçmişteki mutluluklarına, ancak geçmişte sürdürdükleri hayat biçimlerine dönmekle kavuşacaklarının farkındadırlar