Livia ya da Diri Diri Gömülmek / Avignon Beşlisi 2
Bedenim Atina’da belki ama diğer her yerim Avignon’da geziniyor. Beşlinin ikinci kitabı "Livia ya da Diri Diri Gömülmek", ilk kitaptaki bazı soruların yanıtlarını verirken yepyeni de sorular bıraktı kucağıma - Durrell'in bana bunu yapmasına alışkınım gerçi. İlk kitap olan "Monsieur ya da Karanlıklar Prensi"nden çok daha zor, dağınık ve karmaşık bir kitap olduğunu belirterek başlayayım.
İlk kitabın sonunda öğrendiğimiz büyük sırrın detaylarını didikliyoruz. Gerçek olanla kurgu olanın bu biçimde birbirine geçtiği bir metin hiç okumamıştım açıkçası - ne demeli buna, "büyüsüz yalancılık" filan gibi saçma bir isim veresim var. Kim kurgu, kim gerçek, kim yazarın kafasının içinde, kim değil, hatta yazar kim, yazan mı, yazılan mı; işte böyle sorular kalıyor bitirdiğinizde, ona göre okuyunuz. Bu kitapta kurmaca bir yazara dair yazan bir yazarı okuyoruz ama - o gerçek mi acaba? Yoksa asıl yazar olan Durrell'in kurmacasının içindeki kurmacada mı dolanıyor ve aslında Durrell'i mi dinliyoruz? (Yani şöyle desem yeri: Inception filmi bu kitabın yanında halt etmiş.)
İlk kitapta sezdiğimiz karanlık, gotik ve hatta grotesk atmosfer bu kitabı tamamen ele geçirmiş durumda. Arka planda ayak seslerini işittiğimiz, yaklaşmakta olan İkinci Dünya Savaşı da bu tekinsizliği katlıyor.
Kitabın adı her ne kadar Livia olsa da, Livia'yı ele geçirmeyi başaramadığımı hissediyorum. Bu biraz Livia'nın ele avuca sığmazlığından, biraz da Livia'yı anlatan yazarın daha çok kendini anlatmakta olduğunu hissedişimden sanıyorum. Bir de okuduğum bir eleştiride Livia'nın bir karakterden çok "bir fikir, bir konsept" olduğu yazıyordu ki buna çok katılıyorum, böyle okuyunca biraz daha taşlar yerine oturuyor gibi.
Sonuçta şöyle diyebilirim sanırım: Livia tek başına çok iyi bir kitap değil bana kalırsa. Beşlinin bir parçası olarak bir şeyleri tamamladığı şüphesiz ama Monsieur'deki kadar vurup geçmedi beni. Şimdi sırada Constance var, bakalım onunla neler yaşayacağım?
(Durrell'in atmosfer yaratma kabiliyetine duyduğum hayranlığı bininci kez dile getirmeden de bitirmeyeyim: Avignon'un her köşesini iliklerimde hissediyorum ya. Kaldırım taşlarından kilise çanlarına - gittim, gördüm resmen.)