farklı şehirlerde deneyimlemekten farklı bir haz aldığımı söylemem lazım...
"Kendisiyle çağdaş olan tek şey gerçeklerdir: Yaşadığımız anda tamamen içinde olmayız ama olmak için yanıp tutuşuruz - şiir bunun içindir."
Avignon Beşlisi böylece bitti. "Quinx ya da Kusursuz Adamın Öyküsü", ilk kitap Monsieur kadar iyi olmamakla beraber fena bir kapanış olmadı - İstanbul'da başlayıp, Paris ve Atina'da okumaya devam ettiğim seriyi yine İstanbul'da tamamladım. Durrell'in atmosferik metinlerini farklı şehirlerde deneyimlemekten farklı bir haz aldığımı söylemem lazım.
Bana sorarsanız bu seriyi İskenderiye Dörtlüsü ile kıyaslamamak lazım - insan ister istemez yapıyor ama açıkçası İskenderiye'ye haksızlık bu. Durrell orada yapacağını yapmış, bu beşleme biraz ona öykünen ama maalesef ona varamayan bir başka deneyim. Her ne kadar son kitapta tüm karakterler bir araya gelse ve konular bir biçimde birbirine bağlansa da, bu beşliyi belirli bir bütünlük içinde değerlendirmek zor. Evet, ana hikâyeyi takip edebiliyoruz ama yazar sık sık öyküden kopup türlü felsefik, psikanalitik ve hatta ezoterik pasajlar yazmış, bunlar sıklaştıkça garip fragmanlardan birleştirilmiş bir not defteri okuyor gibi oluyor insan. (Yine de kimileri çok güzel tabii, Quinx'ten bir tanesini ekleyeyim şuraya: "'Evet, sende annemi tamamen tükettim!' dedi - En katışıksızından bir aşk ilanıydı ve iyi bir Freud'cu olan Constance da bunu anladı.")
Her ne kadar İskenderiye ile kıyaslamayalım demiş olsam da, ondan bağımsız da düşünülemez beşli, çünkü zannediyorum ki İskenderiye'yi okumamış, Durrell'le hemhal olmamış olsam bu kitaplar bana hiçbir şey söylemezdi. Öyle olmadı. Durrell'in edebi dehasının izlerini yakaladıkça çok sevdiğim eski bir dostuma kavuşmuş gibi mutlu oldum, sırf bunun için bile okumaya değerdi. Durrell, daha önce yaptığı gibi beni yakamdan tutup duvardan duvara savurmadı ama muhakkak ki izi kalacak bir büyük eser okuduğumun da farkındayım. Yine de - herkesin seveceği bir seri değil bu, söylemem şart.
Sanırım 1500 sayfalık serüvenin son cümlesi aslında tüm bu tuhaf deneyin özeti gibi. Onunla bitireyim madem: "Tam da o anda asıl gerçeklik kurgunun imdadına yetişti ve asla kestirilemeyecek bir şey gerçekleşmeye başladı!"
Öyle oldu gerçekten.
Avignon Beşlisinin son kitabı. Seri ilerledikçe karakterler arasındaki ayrım kayboldu. Sanki tüm karakterler birbirlerinden parçalar taşıyor. Kurgu içinde kurgu ve kurmaca karakterler iç içe geçiyor, tek bir benliğe doğru bir ilerliyor adeta. İlginç bir okumaydı.