George Orwell’i yeterince tanımadığımızı düşünüyorum. Ha tanısak sever miyiz o ayrı bir soru ama tanımadan bilemeyiz, değil mi? Hayvan Çiftliği’ni ve 1984’ü yazan, pek az yazara nasip olan soyadından sıfat devşirme onurunu (Orwellian) bahşettiğimiz bu adamı, tüm kitaplarını okumuş olmama rağmen yeterince tanımadığımı hissettiğim için John Sutherland’ın tuhaf isimli (Orwell’in Burnu) Orwell biyografisini okumaya karar verdim.
Alt başlığı George Orwell’in Patolojik Biyografisi olan bu kitabın adının Orwell’in Burnu olması boşuna değil: yazar ön sözde ve sondaki eklerde bu burun meselesini muhteşem anlatıyor. Gerçekten Sutherland işaret edene dek Orwell kitaplarında kokunun bunca ön planda olduğunun farkında değildim - her şeyi koku üzerinden anlatışını, mekânlardan veya insanlardan çok kokuları tasvir ettiğini ve dünyayı bir hayvan gibi kokular üzerinden algıladığını bu kitabı okuduktan sonra şaşkınlıkla fark ettim.
Yazar, Orwell’in hayatını da koku ekseninden kopmadan aktarıyor. Bu sayede hem Orwell’in bu koku hassasiyetinin sebeplerini keşfetmeye çalışıyor, hem de Orwell’e Orwellci bir biyografi sunmuş oluyor.
Fakat enteresan bir duyguya kapıldım okurken, Sutherland Orwell’i pek de sevmiyor gibi, çok garip? Muazzam bir Orwell bilgisi var şüphesiz, kendisi hakkında yazılmış pek çok şeyi okumuş, konuya çok hakim ama kitap boyunca Orwell’e dair iyi tek bir şey okumuyoruz desem abartmış olmam. İnsani olarak Orwell’den hoşlanmıyor olabilir, kendisinin aktardığı kadarıyla pek de hoşlanılacak biri gibi değil zaten ama eserlerine ve onların ardındaki dehaya dair de övgü dolu hiçbir şey söylemiyor. Onca zaman ve emek harcayıp üzerinde derinleştiği bir insana dair Sutherland’ın yazdığı kitabın bu olması çok ilginç, okuduğum en değişik biyografilerden biri oldu kendisi bu açıdan.
Bir Orwell biyografisi daha okuyacağım zira çok şey öğrendim bu kitaptan ama eksik kalan bir şeyler var, özellikle edebiyatına ve yazım süreçlerine dair.