“Sevmek ve başka bir varlık için çaba harcamak çok yorucu bir iş ve öldürmekten ve yıkmaktan çok daha zor.”
Of, bu neydi ya? Neydi? Bu ara hangi kitaba elimi attıysam çok iyi çıktı, edebiyat tanrıları beni gözetiyorlar sanırım. Avusturyalı yazar Marlen Haushofer’in Duvar’ı müthiş, müthiş, müthiş bir metin - insan bu kitabın 1963’te yazıldığına inanamıyor.
Orta yaşlı bir kadın olan isimsiz anlatıcımız, kuzeninin av köşkünde birkaç gün geçirmeye gidiyor. Kuzeni ve eşi yakındaki köye gidip geri dönmüyorlar, anlatıcımız da ertesi sabah onları aramak üzere yola düştüğünde aşılamaz, görünmez, saydam bir duvara çarpıyor. Duvarın ardındaki herkes ve her şeyin öldüğünü anlıyor ve o cam duvarın içinde bir inek, bir köpek ve bir kediyle hayatta kalması gerektiğini idrak ediyor.
Bu hayatta kalma sürecini kadının yazdığı “rapor”dan okuyoruz. Çok sürükleyici bir anlatı olmakla beraber son derece klostrofobik olduğunu söylemem lazım, zira anlatıcımız bize ileride başına gelecekleri en baştan işaret ediyor, neler olacağını, ne tür felaketler yaşanacağını bilerek, büyük bir iç sıkıntısıyla takip ediyoruz hikâyeyi. Ve tabii kendisine eşlik eden kaygıyı da iliklerinde hissediyor insan okurken. Böyle bir hikâyenin kaygısız olması beklenemez ancak bence bu kitabı bunca güçlü kılan şeylerin başında kadını kuşatan asıl kaygının hayatta kalma kaygısı değil, sevdiklerini yitirme kaygısı olması geliyor. Ve zaten metin bu sayede bir tür modern Robinson Cruose değil çok daha katmanlı, başka bir şeye dönüşüyor. Haushofer anlatısının bir yerinde “sevebilme becerisi için ödenen bedel buydu işte” diye yazmış, kitabın meselesi bence tam da bu.
Ama altında nice başka katman var, özellikle anlatıcımızın bedeniyle kurduğu ilişkinin dönüşümü, geri dönüp çocuklarını ve kocasını hatırladığı bölümlerdeki akıl yürütmeleri, hele ki sonlara doğru yüzüne artık nasıl ihtiyaç duymadığına dair söyledikleri üzerine feminist bir perspektiften bakılarak çok şey söylenebilir.
Çok sevdim. Beni mahvetti, yüreğimi düğümledi, nefesimi kesti, ağlattı, korkuttu ama işte zaten: tam da bunun için okumuyor muyuz?
Sürekli bir yerlere yetişme telaşı içinde olduğumuzu o dağ evinde yapayalnız kalınca fark ediyor kahramanımız.. Hayatın akışında kalmak, güneşi hissetmek, yıldızları seyretmek gibi basit ama insansı duygular… Bir oyunun içinde olduğumuzu hayvanlara acımaktan daha çok insanlara acıdığını belirtiyor. Çünkü biz insanlar var olan aklımızla bile bu düzeni değiştiremediğimiz için her şeyi kabullendiğimiz için ne yazık ki hayvanlardan daha acınasıyız..
Her şeyi tek başına yapabilmeyi, alıştığı her şeyi unutup onlarsız da hayatın devam ettiğini pes etmeden bize öğretiyor. En önemlisinin üstüne basa basa sevgi olduğunu; Sevmek ve sevilmek olmadan bu hayatın katlanılmaz olacağını söylüyor. Bir süre sonra kendini, adını, benliğini unutuyor. Hatırlamanın da bir önemi yok oysa ki. O durmadan yenilenmeyi, var olan her şeyi sevebilmeyi kısacası insanca yaşamayı öğreniyor ve öğretiyor.
Benim özelimde gayet anlamlı bir hikayeydi.
Aman Allahım. Bu kitabı okumayı başarmak, benim için ağır bir hastalıktan kurtulmakla eşdeğer. İlk sayfasından son sayfasına kadar o yalnızlık, o hiçlik içime işlendi adeta. Satır aralarına serpiştirilmiş o soğuk, duvar gibi çıplak gerçeklikler bir tokat gibi çarptı geçti. Bir yandan da gerçekliğin kendisiyle beni vurarak beni ona karşı uyuşturdu.
Kesinlikle okunulması gereken bir kitap. Ama yazarın başka bir kitabını okuyacak yüreğim var mı, bilmiyorum. Sen nasıl yaşadın o kafanın içinde, bir ömür nasıl geçti Marlen. Ne ürkütücü.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar kendi yaşamını, hayata bakışını, ruhsal durumunu yarattığı karekterin ağzından sorguluyor ... Okuduğum iyi kitaplar arasında kitaplığımdaki yerine yerleşti ...
Duvar, ilk defa 1963 yılında yayınlanmış. Varoluşsal sorgulamaların ve bolca monologların olduğu güzel bir roman. Kimliği bilinmeyen bir kadın, arkadaşlarıyla gittiği bir dağ evinde geceyi geçirdikten sonra, ertesi gün görünmeyen bir “duvar”ın dünyayla arasında bir engel oluşturduğunu fark eder. Artık tamamen izole bir yaşam sürmek zorundadır. Ve bu izole yaşam da kendisine eşlik eden bir kedi, bir köpek ve bir inekle birlikte, kitabın sonuna kadar bir mücadelenin içerisinde bulur kendini.
Yalnızlık ve izolasyon, doğaya dönüş, içgüdüsel yaşam, kadınlık ve özgürlük, varoluşsal sorgulama temalarının olduğu bir eser. Kitapla zaman geçirdikçe "Kimim ben?", " Neden hayattayım? ", " Uygarlık ne işe yarar? gibi soruları sayfalar ilerledikçe sormaya başlıyor okuyucu.
Duvar, aslında görünmeyen ama bizi çevreleyen birçok “duvarı” sembolik bir dille anlatan, oldukça yalın ve dingin bir anlatıma sahip. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Okuyunuz efendim...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok çok çok beğendim. Yalnız bir hayatı öyle güzel anlatmış ki yazar. Yıllar sonra, favorim kitabım değişti, bu kitap oldu. Yazarın kendi karakterini de çokça yansıtmış olduğunu düşünüyorum. Özellikle hayvanlardan bahsederken kullandığı ifadeler ne kadar tatlı bir insan olduğunu gösteriyor bence.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Konusu ve kurgusu oldukça ilgi çekici, anlatmak istediği ve yaptığı modern dünya eleştirisi de orjinal ve nitelikli fakat anlatımı ruhsuz, yer yer dış dünyaya ait rutinlerin çok sayıda tekrarına dayanması sıkıcı olabiliyor. Duygusunu geçirebilen bir kitap olmadı.
Yıllarca yeni baskısını beklediğim, bana yaşattığı duygular için iki kez okuduğum bir kitap. İnsanın hayat mücadelesine yakından tanık olmak isterseniz şans verin derim. Hayvan dostlarımız ile karakterin yaşamı sizi duygusallaştırabilir benden size söylemesi ☺️