Yaşayan yazarlar arasında en sevdiklerimden biri olan Alejandro Zambra’nın son kitabı Şilili Şair’in dilimize çevrilmesini epeydir bekliyorduk malum. Bugüne dek daha çok novellalarıyla tanıdığımız yazardan 400 küsur sayfalık hacimli bir roman okuyacak olmak başlı başına heyecan vericiydi. Hele ki kitabın, Zambra’nın çok sevdiği memleketlisi Roberto Bolano’ya selam çaktığını ima eden ismini de göz önüne alınca, üf yani.
Beklediğimize değdi mi? Bence evet, ama Zambra’nın en sevdiğim kitabı olamadı Şilili Şair, olacağına emin gibiydim oysaki. Kitabı okumadan önce “müstehcenliğinden” rahatsızlık duyan birkaç okur yorumu okumuştum, izninizle çüş diyerek başlayayım. Acaba hiç mi sevişmiyorsunuz yahut sevişirken hiç mi birbirinizle konuşmuyorsunuz ey insanlar ya? İki gencin birbirlerinin bedenlerini keşfettiği başlangıç bölümlerini olabildiğince gerçek, içten ve tutkulu anlatmış Zambra, rahatsız edici tek bir cümle görmedim.
Carla ve Gonzalo’nun gençlikte başlayan, sonra sönümlenen, sonra yeniden başlayan ilişkilerini anlatıyor kitap, ama asıl odaklandığı ilişki Gonzalo’nun üvey oğlu Vicente ile ilişkisi. Baba olmaya, erkekliğe, yazmaya, yazamamaya, okumaya dair akıl yürüten bir roman bu. Ve tabii ki şiire - hayatla baş etmenin bir yolu olarak şiir. Şart değil elbette ama Bolano’nun Vahşi Hafiyeler’ini okuyup üstüne bunu okursanız, özellikle şairlere dair olan uzun “Poetry in Motion” bölümünden çok daha fazla keyif alırsınız. Ben en çok bu bölümü sevdim.
Gonzalo ile Vicente’yi ve onların arasındaki ürkek, tanımsız ama kalpten yakınlığı (ve tabii bence o muhteşem Garfield şiirini) unutmak kolay olmayacak şüphesiz - ancak neden bilmiyorum, bir biçimde okuduğum diğer Zambralar kadar içime işlemedi benim. En sevdiğim kitabı olan öykü derlemesi Belgelerim’deki bazı kısacık metinleri çok daha fazla iz bırakmıştır üzerimde. Yazarın muzip ama gündelik, akışkan ama zengin, yalın ama derinlikli dilini çok özlemişim, o ayrı. Epeydir görüşmediğim en yakın arkadaşımla gülüşüyormuşuz gibi hissettim bazı yerleri okurken. Yine de Zambra ile yeni tanışacaklar için doğru adres bu kitap değil bence.
Son not: Saliha Nilüfer iyi ki var ya. Bu nasıl kusursuz bir çeviridir? Müteşekkiriz.
Alejandro Zambra’nın kitaplarını okurken ilk fark ettiğim şey, sadeliğin aslında ne kadar güçlü olabileceği oldu. Anlatımı çok abartısız ama bir o kadar da derin. Küçük gibi görünen anların, sıradan hayatların içinde büyük duygular saklı olduğunu hissettiriyor.
Özellikle geçmiş, aile ilişkileri ve çocukluk temalarını işleyiş biçimi beni etkiledi. Yazdıkları bazen yarım kalmış gibi duruyor ama aslında okuyucuya düşünmesi için alan bırakıyor. Bu da kitabı bitirdikten sonra bile hikâyenin zihnimde devam etmesini sağladı.
Dili sade ve akıcı olduğu için okuması kolay ama anlattıkları üzerine düşününce oldukça yoğun. Bence Zambra’nın en güçlü yanı, az kelimeyle çok şey anlatabilmesi. Okurken kendimi hem karakterlere yakın hissettim hem de biraz mesafeli; bu da anlatım tarzının farklılığından kaynaklanıyor olabilir.
Genel olarak, sakin ama derinlikli bir okuma deneyimi sunuyor. Daha çok içsel yolculukları ve duygusal çözümlemeleri sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum.