Ayy - Kayıp Öykünün İzinde adeta!
Proust hakkında bildiğimiz pek çok şeyi borçlu olduğumuz, kendisinin binlerce sayfalık mektuplarını taramış, düzenlemiş, bir kısmını yayımlamış şahane bir insan olan Philip Kolb'un keşfettiği kayıp bir Proust metni olan Kayıtsız Adam, sonunda dilimize çevrildi. Yerli Philip Kolb'umuz diyebileceğimiz Mehmet Rifat, "Kayıtsız Adam Proust sisteminin bir minyatürüdür" demiş bu kitap için - sahiden öyle.
Proust'un henüz 22 yaşındayken yazdığı, kısa ömürlü bir dergide yayımlandıktan sonra unutulup giden, varlığını yazarın mektuplarından öğrendiğimiz bir öykü bu. Proust'un elinde bir kopyası olmadığı için, Kayıp Zamanın İzinde'yi yazmaya giriştiğinde metne ihtiyaç duyuyor ve derginin ilgili sayısını aramaya başlıyor; bunları mektuplarından öğreniyoruz. Öyküye neden ihtiyaç duyduğunu okuyunca anlıyoruz: çünkü bu minik öyküdeki pek çok fikir büyüyüp, serpilip, derinleşip o dev eserde karşımıza çıkacak.
Aslına bakarsanız çok özel veya akılda kalıcı bir öykü değil bu, ama Proust yazdığı en vasat metinde bile Proust işte. Şu cümleleri mesela, insan nasıl 22 yaşında yazabilir? "Onun yüzü, gülümsemesi, duruşu diğerlerinden daha hoş olduğu için sevmiyordu onu; tam da onu sevdiği için hiçbir yüzü, hiçbir gülümsemeyi, hiçbir duruşu onunki kadar hoş bulmadığı için seviyordu."
Bu minicik metin, şimdi 130 sene sonradan bakınca, gelmekte olanı nasıl da haber veriyormuş, görüyor insan. Swann'ın Odette'e, M.'nin Albertine'e duyacağı hisleri, aşkın ve kıskançlığın o ürkütücü oyunlarını okuyacağımız yüzlerce sayfanın nüvesi, bu genç adamın biraz toy, biraz ham, biraz iddialı, biraz ürkek cümlelerinde gizliymiş işte.
Yıllar sonra Proust'un daha evvel hiç okumadığım kelimelerini okudum. Çok mesudum.
yayımlandıktan sonra unutulmuş ve yaklaşık seksen yıl sonra ortaya çıkmış bu kitap. kayıp zamanın izinde'yi okuyup proust'a özlem duyan okurlar için büyük bir müjde olsa gerek. ben kayıp zamanın izinde'den önce proust'un üslubuna biraz aşina olabilmek için alıp okudum ve şükür ki şansım yaver gitti.
sosyeteden seçkin bir hanımefendinin; kendi sınıfından, önceleri özel bir ilgi duymadığı bir adamın uzun bir yolculuğa çıkacağını öğrendiğinde birdenbire ona aşık olduğunu fark etmesini konu alıyor bu 28 sayfalık öykü. kadının aşkını fark etmesini de daha önce hiç nefessizlik deneyimi yaşamayan bir çocuğun havasız kaldığında nefesin ne kadar hayati bir şey olduğunu fark etmesine benzetmiş proust. çiçekler, aşk ve kadınlar arasında sıkı bir bağ kurmuş ve metne hep bunun izlerini serpiştirmiş. bu kısacık öyküyü öyle bir söyleyiş güzelliğiyle yazmış ki tadı damağımda kaldı.
öykü hakkında yazılmış oldukça kapsamlı önsözü öyküyü bitirdikten sonra okursanız öykünün sürprizi bozulmayacaktır.