Mahvoldum ya. O kadar hazırlıksız yakalandım ki, mahvoluşum katmerlendi. Konusunu bilmeme, çok etkileyici olduğunu duymama rağmen aptalca bir özgüvenle “119 sayfa bana ne yapabilir ki” dedim. Çok şey yaptı çünkü o kadar iyi, o kadar incelikli yazılmış bir metin ki bu, yapmaması imkansızmış zaten. Clara Dupont-Monod’un Taşların Anlattığı kitabı, epeydir okuduğum en özel metinlerden biri oldu.
“Biz, bu hikâyeyi anlatmaya yeltenen avlunun kızıl taşlarıyız, bizim için aslolan sadece çocuklardır. Anlatmak istediğimiz onlardır. Duvara gömülü olan biz, onların hayatlarına bakarız. Asırlardan beri tanığız. Hikâyelerin unutulmuşları hep çocuklardır.”
Anlatıcımız taşlar, kadim taşlar. Fransa’nın ücra bir köyünde sessiz sakin bir hayat yaşayan bir ailenin öyküsünü dinliyoruz onlardan. Aileye doğan üçüncü çocuğun engelli olduğu ve çok yaşamayacağı kısa sürede anlaşılıyor ve bunun ardından ailenin tüm bireylerinin dönüşümü başlıyor. Acıya, çaresizliğe, korkuya her biri bambaşka tepkiler veriyor, büyüyen ama büyüyemeyen bu çocuk hepsini ayrı biçimlerde sınıyor, biz de işte taşların ağzından dinliyoruz hepsini.
Taşlar, dedikleri gibi, çocukları anlatıyorlar. Üç bölümden oluşan kitapta da önce hayatını bu savunmasız çocuğu korumaya adayan ağabeyi, sonra çocuğun ailede yarattığı dönüşüme büyük bir öfke duyan kız kardeşi, en sonda da aileye sonradan eklenen küçük kardeşi anlatıyorlar bize. Ama ne anlatmak, nasıl anlatmak. Bu kadar zor bir konuyu asla duygu sömürüsüne başvurmadan anlatabilmek, “normal” kavramını didaktikleşmeden bu derinlikte didikleyebilmek, isimsiz karakterleri bu ölçüde katmanladırabilmek, tüm bunların taşların ağzından anlatabilmek... Tanrı anlatıcı gibi ama değil gibi, o kadar özgün bir yöntem bulmuş ki, hayran kaldım.
Sevgiye dair okuduğum en unutulmaz anlatılardan biri olarak kalacak bende. Çok yerin altını çizdim, aklımda çok şey yer etti - hoyratlığın kırılganlıktan doğabileceği, bizden evvelki travmaların bize neler edebileceği, sevginin yasa dönüşebileceği...
Çok, çok, çok sevdim. Şu cümleyle bitireyim: “Kız artık bağların farklı şekilleri olabileceğini biliyordu. Savaş bir bağdır. Keder de öyle.”
Yükte hafif anlamda derin bir kitap bitirdim ama nasıl derin… Oldukça sarsıcı bir kitap olmasına rağmen olaylar hiç ajite edilmeden sanki çok sıradan bir şeymiş gibi sanki hayatlar yok olmaya yüz tutmamış gibi yaşamın, zamanın olağan akışı içinde yer verilmiş. Bakın, bunu yapmak gerçekten çok zor.️ Çünkü anlatılan olayda öyle bir ötekileştirme var ki çevrenin zorbalamalarına maruz kalan bir aile, ablanın zorbalamasına maruz kalan bir çocuk, çocuğun geride bıraktığı enkaz duyguların zorbalamasına maruz kalan bir sonuncu (çocuk). Ötekileştirilen çocuk, kitapta o kadar yok ki ona ayrı bir bölüm bile verilmemiş; ötekileştirilen çocuk kitapta o kadar var ki verilen tüm bölümler çocuğun bir şekilde onları hayatında bıraktığı izler üzerinden anlatılmış. İncecik kitapta hangi duygu selini not alsam, yüreğime kazısam bilemedim… Yeni hediye etmelik kitabımız hayırlı olsun. Seven, sevdiği arkadaşına bu kitaptan alsın. Kitapla kalın.
Öncelikle asla bitmesini istemediğimden yavaş yavaş okuduğumu söylemeliyim. Konu,işleniş çok güzel.Çeviri kusursuz.Hacim olarak küçük bir kitap olsa da tasvirler,duygular vb. öyle derin anlatılmış,dilimize de öyle güzel çevrilmiş ki durup sindirmeden geçemiyorsunuz,her cümleyi anlamak, istiyorsunuz.Kitap,bir ailenin hikayesini ağırlıklı olarak çocukları üzerinden anlatıyor.'Uyumsuz' bir 3.çocuğun hayata gelişinin,sırasıyla ağabeyin,kız kardeşin ve nihayetinde de 4.çocuğun anne-babayla birlikte nelere etki ettiğini,neleri nasıl dönüştürdüğü,her birinin kişiliğini nasıl şekillendirdiğini okuyoruz.Annenin de dediği gibi "Bir yaralı,bir asi,bir uyumsuz ve bir büyücü"nün hikayesini okuyoruz.Aslında tüm bu sürece başından beri tanıklık eden evlerinin taşlarından,onların ağzından, anlatımından öğreniyoruz bu hikayeyi.Sıradan bir hikayenin bu kadar yaratıcı anlatılması Clara Dupont-Monod'un alametifarikası.Kalbe çok dokunan,"iyi ki okumuşum" dediğim bir metin oldu.
Bir kaç yıldız verme şansım olsaydı keşke. Tutması pratik olur diye uyku öncesi elime aldım. Ama öyle ağır geldi ki... Bu kadar sade bir anlatımla bu kadar derin mana aktarımı çok çok başarılı. Sıradan bir hasta evi diyebilecekken sıradanlığa hasret büyümüş kardeşleri, aileyi öyle etkileyici anlatmış ki, incecik kitabı üçe böldüm okudum. Sağlıklı bir kız bir erkek evladı olan anne babanın üçüncü çocuğu hasta doğar. Çok zorlu bir 10 yıl yaşarlar hep birlikte. Kitapta abi, abla ve üçüncüden sonra gelen yeni çocuğun bakış açısından yazılmış üç bölüm var. Hepsine ayrı ayrı sarılmak istedim. Altını çizme huyum yoktur cümlelerin, ama çoğu yerde kalem aradım neredeyse. Başka yerde okusak basit bi düz cümle olacakken bu kitapta her duyguyu (acı, şefkat, öfke, isyan, sevinç, şaşkınlık, çaresizlik..) kalbimize kazıyan satırlar oldu. Yazanın, çevirenin kalemine sağlık...
Çocuğun ötekileştirilmesini ve yaşadığı yalnızlığı derinden hissettim. Engelli, kara gözlü bir çocuğun hayatının ve varlığının, çevresindeki herkesin hayatını nasıl farklı etkilediğini bu kısacık hikâyede çok güçlü bir şekilde görüyoruz. Karakterlerin hiçbirinin isminin kullanılmaması dikkatimi çeken güzel ayrıntılardan biriydi. Hikâyeyi taşların ağzından dinlemek ise kitaba bambaşka ve etkileyici bir anlam katmış. Okurken çok duygulandım, üzüldüm ve hikâyenin etkisinden uzun süre çıkamadım. Kısacık ama bıraktığı iz oldukça büyük bir kitap.
İlk sayfalardan itibaren ağır ama bir o kadar da zarif bir hüzün hissettirdi. Yazarın dili son derece sade olmasına rağmen duyguları okura çok güçlü bir şekilde geçiriyor.
Kitabın en etkileyici yanı, ağır bir yaşam hikâyesini gözyaşı sömürüsüne başvurmadan anlatabilmesi oldu. Engelli bir çocuğun doğumuyla birlikte sadece anne ve babanın değil, kardeşlerin de hayatının nasıl geri dönülmez biçimde değiştiğini okumak oldukça sarsıcıydı. Özellikle her kardeşin aynı olaya bambaşka duygularla yaklaşması bana çok gerçekçi geldi. Birinin koşulsuz sevgisi, diğerinin öfkesi ve kıskançlığı... Hepsi son derece insaniydi.
Roman boyunca taşların sessiz tanıklığı ise hikâyeye farklı ve şiirsel bir hava katmış. Başta bu anlatım tarzına alışmak biraz zaman alsa da ilerledikçe taşların hafızası üzerinden anlatılan bu öykünün ne kadar özgün olduğunu düşündüm. Doğa, ev ve insanlar birbirinden kopuk değil; sanki hepsi aynı acıyı birlikte yaşıyor.
Taşların Anlattığı, daha anlatıcısını seçerken diğer romanlardan ayrılıyor. Ne var ki kitabı bitirdiğinizde, taşların dile gelmesinin romanın özgünlüğünün yalnızca en görünür tarafı olduğunu fark ediyorsunuz.
Engelli bir çocuğun dünyaya gelişiyle değişen aile dengelerini anlatan yazar, asıl ilgisini bu değişimin kardeşler üzerinde bıraktığı izlere yöneltiyor. Aynı gerçekle karşılaşan çocukların sevgiden korumacılığa, öfkeden kabullenişe uzanan birbirinden farklı tepkilerini yargılamadan anlatması romanın en güçlü taraflarından biri.
Kitabın özgün adı S'adapter, yani "uyum sağlamak". Gerçekten de romanın merkezinde tam olarak bu var: Hayat beklenmedik biçimde değiştiğinde, her insanın yeni gerçekliğin içinde kendine başka bir yer bulma çabası.
Kısa, şiirsel ve böyle ince bir çizgide, duygu sömürüsüne başvurmadan etkileyici olabilen; aile, kardeşlik ve kabullenme üzerine zarif bir roman. Kesinlikle tavsiye ederim.
Taşların Anlattığı, bence sessizliğiyle insanı en çok sarsan kitaplardan biri. Fransa’nın ücra bir köyünde yaşayan bir ailenin hayatı, engelli bir bebeğin doğumuyla tamamen değişiyor. Doktorların bu çocuğun göremeyeceğini, yürüyemeyeceğini ve çok yaşamayacağını söylemesiyle birlikte herkes aynı acıyı başka türlü yaşamaya başlıyor; ağabey onu korumaya çalışırken kız kardeş öfkeye savruluyor, sonradan doğan küçük kardeş ise dağılmış aileyi bir araya getirmeye uğraşıyor. Kitabı benim için özel yapan şey, bütün bu hikâyenin taşların gözünden anlatılması oldu. Bu anlatım hem çok şiirsel hem de çok etkileyici. Okurken şunu hissettim: bazı acılar yüksek sesle gelmiyor, sessizce yerleşip herkesi başka başka değiştiriyor. Yazar da bunu duygu sömürüsüne kaçmadan, çok sade ama çok güçlü bir dille anlatmış. Benim için bu kitap; aileyi, kardeşliği, kırılganlığı ve sevginin bazen ne kadar ağır bir yük olabileceğini anlatan, kısa ama etkisi çok büyük bir romandı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bence Taşların Anlattığı kitabı yalnızca engelli bir çocuk yetiştiren ailenin yaşadıklarını anlatmıyor. Aynı zamanda bu durumun ailedeki diğer çocuklar ve sonradan doğan kardeşler üzerindeki etkisini de gözler önüne seriyor. Kitap, her bireyin aynı olaydan farklı şekilde etkilendiğini; ihmal edilme duygusunu, sorumluluk yükünü ve sessizce yaşanan duyguları da düşündürücü bir şekilde aktarıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hikayeyi bize taşlar anlatıyor. Bir bahçenin, bir evin, yuvanın duvar taşları.
Bir gün çok sevimli bir bebek doğuyor. Fakat aile bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyor ve bir süre sonra bebeğin aslında bir çok fiziksel engele sahip olduğunu öğreniyor.Taşlar bize önce ağabeyi anlatıyor. Bebeğe olan sevgisini, merhametini, ona nasıl gözü gibi baktığını ve kaybın ardından gösterdiği vefayı ve kendinden vazgeçişi.Kız kardeş ise engelli bir kardeşin varlığından memnun değil. Onu sevmiyor, ondan utanıyor, geri plana itilmiş, unutulmuş hissediyor. Ona hissettikleri için kızabilir miyiz?Sanmıyorum. Bu kız aynı zamanda kararlı ve güçlü bir karakter. Kaygısız ve asi görünen bu kız aileyi ayağa kaldıran güç oldu.Ve sonuncu çocuk. Bunun engelli çocuk olduğunu düşünmüştüm ama onun kaybından çok sonra doğan ve onun gölgesinde büyüyen yeni bir çocukmuş. Bu kitapta bir ailenin nasıl küçüldüğünü sonra yeniden nasıl büyüyebildiğini gördüm. Her şeyin nasıl geçtiğini aynı zamanda nasıl hep kaldığını da…
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
2 kardeşli olan bir ailede bir bebek doğar ve bu bebek sadece kulakları duyabilen ama yürüyemeyen hareket edemeyen gözleri göremeyen bir bebektir.Bu bebeğin dünyaya gelişiyle abinin,kızkardeşin ve sonuncu kardeşin farklı hislerini ayrı ayrı onların yelpazesinde anlatan bir kitaptı.Gayet akıcı ve herkesin ne kadar duruma farklı baktığını göstermesi açısından iyi bir okuma zevki edindirdi.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sonuncu gibi ben de "uyumsuz" (kitapta bahsedildiği gibi) ağabeyi görmek, o kadife yanağına yanağımı değdirmek istedim...Farklı bir konu ve tarz...Güzeldi...
Evet kısa bir kitap ama aslında çok uzun ve duyguda çok ağır bir kitap. Her bir karakter mükemmel işlenmiş, hepsini ayrı ayrı çok sevdim ve hak verdim.