Klasik sorudur: “bakalım Nobel’i aldıktan sonra da iyi yazabilecek mi?” Yazmış vallahi, hem de ne yazmış. Olga Tokarczuk’un ödülü aldıktan sonra yazdığı ilk roman Empusyon çok, çok, çok acayip bir şey.
Adıyla başlayayayım: Yunan mitolojisinin gizemli kadınları Empusalardan geliyor kitabın ismi, Tanrıça Hekate’nin yönetimindeki, erkekleri ölüme sürükledikleri söylenen kudretli ve tekinsiz kadınlar. Empusyon ise, Tokarczuk’un empusa sözcüğü ile “sempozyum” sözcüğünü birleştirerek uydurduğu bir sözcük imiş - Plato’nun meşhur Sempozyum kitabına gönderme ile. Erkeklerin toplanıp konuştuğu o yerin adını, empusalarla birleştiriyor. Bu kitaba bu tuhaf sözcükten daha iyi bir isim seçemezmiş sanırım.
Zira bu kitapta da sadece erkekler konuşuyor. Durmadan konuşuyor ve üzerimize irin saçıyorlar resmen. Mizojinist, korkak ama kendini kudretli sanan erkekler durmaksızın kadınlar üzerine konuşuyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Silezya dağlarında bir sanatoryumdayız. Baş karakterimiz tüberkülozdan muzdarip bir genç adam, Mieczyslaw Wojnicz. Buraya kadar her şey Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ı gibi değil mi? Öyle sahiden, Hans Castrop’un edebi ikizi olabilecek bir karakterle başlıyor anlatı, hatta romanın dili bile öyle başlangıçta ancak hikâye ilerledikçe Tokarczuk kendini gösteriyor. Ara ara “biz” diye konuşan gizemli anlatıcılar var. Bunların kim ya da ne olduğunu kitabın sihrini bozmamak için yazmıyorum ama onlar işte tipik Tokarczuk karakterleri. Mistik, tekinsiz, doğaya içkin ama değil, vahşi ve kötücül gözüken ama kendini de belli etmeyen, gotik, grotesk... Benim Tokarczuk’a dair sevdiğim her şey yani.
Bu kitap Thomas Mann’a bir saygı duruşu mu yoksa Büyülü Dağ’ın bir parodisi mi diye soracak olursanız - bence her ikisi de. Biraz pastiş, biraz feminist bir satir... Tıpkı Büyülü Dağ gibi okuması zor ve her okurun kalemi değil muhtemelen, ben de zorlandım yer yer ama bitirdiğimdeki kuşatılmışlık hissine bakınca “kesinlikle değdi” diyorum.
Bir de o nasıl final ya? Tam bir kreşendo.
Son sözü kadınlar söylesin: “Bakışlarımızla içine giriyoruz. İskeletini, atan kalbini, solucan gibi hareket eden bağırsaklarını, sürekli çalışan yutkunmayı görüyoruz.”
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuduğum 21. yy nobel ödüllü yazarlar içinde kesinlikle en mükemmeli Olga Tokarczuk.. Bu okuduğum ikinci kitabı; kitabın kapağını açıp sayfaları çevirmeye başladığınız an aynı hız ve heyecanla satırların arasında kaybolup gidiyor, hikayenin içinde yaşıyorsunuz. Çeviri harika Neşe Taluy Yüce yazarla bütünleşmiş, o kadar içselleştirerek yazmış ki, tüm kitapları okunmaya değer..