“Günün birinde sokakta bayıldım, neden bilmiyorum. (...) Köpek boku üstüne düşmüşüm, kimse de beni kaldırmamış. İnsanlar bakmaya bile tenezzül etmeden yanından geçip gitmişler travesti bedenimin. Boka batmış halde ayağa kalktım o gün, başıma gelebilecek en kötü şey geldi ve geçti diye düşünerek evime yürüdüm. Babam uzaktaydı, babam ortalıkta yoktu artık, korkulacak bir şey yoktu. O gün insanlardan gördüğüm kayıtsızlık bende bir aydınlanmaya sebep oldu: Yalnızdım, bu beden benim sorumluluğumdaydı. Hiçbir şey beni dağıtamaz, hiçbir aşk, hiçbir tartışma beni kendi bedenime olan sorumluluğumdan azat edemezdi. İşte o zaman korkumu unuttum.”
Arjantinli yazar Camila Sosa Villada’nın “Kötü Kızlar”ı, okuduğum en sert metinlerden biri oldu, bu sertliğinin gerçekliğinden kaynaklanıyor olması da kitabı aynı ölçüde dokunaklı kılıyor ve kudretini katlıyor. Villada bir travesti - bu sözcüğü kullanıyorum çünkü kendi tercihi böyle, yazdığı etkileyici ön sözde neden kendini tanımlamak için “trans kadın” yerine “travesti” kelimesini seçtiğini anlatıyor. Kadınlara ilgi duymadığını fark ettikten sonra ailesinden kopup seks işçiliğine başlayan ve hayatta kalmaya çalışırken müşteri bulmak için gittiği bir parka tanıştığı başka travestilerle kurduğu dostluk ilişkisini anlatan yazar, zamanda ileri geri giderek bize çocukluğunu, o travestilerin öykülerini, maruz kaldıkları taciz, tecavüz, zorbalık ve duygusal şiddeti anlatıyor - tüm çıplaklığıyla.
Unutması güç karakterler var bu metinde, en başta elbette ki “178 yaşındaki” Encarna Teyze, kuşa dönüşen Maria, kurt kadın Natali, ölmek üzereyken parkta buldukları bebek “Işıl Işıl”. Anlaşılacağı üzere öyküsüne bir büyülü gerçekçilik katmanı ekliyor yazar, bu acımasız çağın büyülü gerçekçiliği tam da böyle bir şey olsa gerek. Aklıma Malaparte’ın unutulmaz kitabı “Kaputt” için bir yerde okuduğum tanımlama geliyor: “büyülü brutalizm” - belki bu kitabı da böyle tanımlamak gerek.
Şiddetin de, şefkatin de; kötülüğün de sevginin de her türlüsünü içinde barındıran, çok güçlü, çok sarsıcı bir metin Kötü Kızlar. Banu Karakaş'ın çevirisi de her zaman olduğu gibi tertemiz ve çok akışkan. Medusa Yayınları ikide ikiyle gidiyor şu an, nazar değmesin!
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Böyle bir kitap beklemiyordum. resmen bana bir tokat gibi çarptı. baştan sona kadar derin anlamlar içeren bir eser. Duygudan duyguya sürükledi. ve gerçek bir hikaye olması çok büyük bir olay bence. bazen insanların içinde ne yaşadıklarını bilmeden yarğılamak çok kolay geliyor. ben ne okudum resmen. kesinlikle şans verilmeli.
çıtır çerez bir kitap sanıp başladım , bu kadar hassas bir konusu olduğun okudukça çok etkilendim. İnsanların acımasızlıkları ,bencillikleri, bir ailenin bir bireyi nasıl mahvettiğinin gzel bir örneği kitap çok beğendim.