Esir Şehir üçlemesinin mütareke yıllarını anlatan ilk iki kitabından sonra bu kez 1930'lardayız. İlk iki kitabın jönü Kamil Bey; ki kitabı okurken Haldun Sevel'in Ustura Kemal'i canlandı gözümde- Yol Ayrımı'nda ikincil bir rolde. Aradan geçen dokuz yılda ilk iki kitapta fazla ağırlığı olmayan çocuklar büyümüş ve Kemal Tahir'in Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan dejenerasyonu onların üzerinden anlatacağı kişilikler haline dönüşmüşler. İlk iki kitapta Mustafa Kemal'e ve Kemalistlere fazlasıyla hayırhah davranan Tahir, projesi başından beri bu muydu bilinmez ama, 1930'ların başında despot bir Atatürk ve yolsuzluğun alıp yürüdüğü, bugünkünden bin beter bir baskı ortamının hüküm sürdüğü bir Türkiye tasviri yapmış. İlk kitap 1956, ikincisi 1962 yıllarında ilk baskılarını yapmış. Yol Ayrımı ise 1971 tarihli. Bu durumda arada yeni tarihi bilgiler eklenmediğine göre Mustafa Kemal'i ve Kemalizmi yorumlamada Kemal Tahir'in geçirdiği evrimin etkili olduğu sonucuna varmak mümkün. Bu evrim öyle bir noktaya ulaşmış ki roman karakterlerinden biri (ama çizilen olumlu portreye bakıldığında yazar tarafından kayırıldığı apaçık belli olan biri) ağzından "niye egemenliğimiz altındaki toprakları kaybettik?" mealinde, Kemalistleri ters taraftan suçlayıcı ifadelere rastlıyorsunuz. Fakat Atatürk'ün hayatta olduğu dönemin de Asr-ı Saadet olmadığını bugünün okuruna aktarması bakımından faydalı bir işlevi olduğunu düşünüyorum. Yol Ayrımı da ilk iki kitap gibi kolay okunan, dili düzgün bir roman. Bir abimizin "tez girince edebiyat biter," tezini doğrulayacak mekanik bir dile sahip değil. Ama üç kitabın bütününün romanı oluşturduğunu düşündüğümüzde karakterlerin derinlemesine oluşturulmadığını hissediyoruz son kitapta. Yine de bu üçleme bir tarihsel dönemi ve bir edebi yaklaşımı anlama çabasında atlanamayacak önemde. Sanırım Fethi Naci de bu niteliklerini gözönünde bulundurarak listesine almıştır.