Konu masal olunca; krallar, kraliçeler ve onların güzel kızları ne de harika yerlerde yaşıyorlar değil mi? Denizin en berrağının kıyısında, nefis kokan çiçekler arasında ve de kocaman bir sarayda... Ama tabii; kızları için canlarını bile verecek olan bu kral ve kraliçeler yine de huzurlu değil... Masallardaki prenseslerin hep bir derdi var... Bu kez prenses mutsuz. Onu gülümseten hiçbir şey yok. Kral elbette haber salıyor diğer köylere, prensesi güldüren kazanacak... Hediyeler ve oyuncaklarla ve hatta anne babasının ilgisi ve sevgisiyle dahi mutlu olmayan prenses için ne yapmalı? Masal bu ya; kralın yardımcıları biraz düşünüp taşındıktan sonra bir öneriyle geliyorlar kralın huzuruna, "masal kahramanlarından yardım isteyelim" diyorlar. Anka kuşu bulup getiriyor sırayla kahramanları. Pinokyo'nun ardından Külkedisi, derken Keloğlan dahil oluyor masala. Şöyle diyor Keloğlan prensesin yanına çağrıldığında; "Nasıl mutlu olunmaz ekmek elden su gölden/Gidip bir bakayım bu prensesin şımarıklığı neden?" (s.15) Altın Yumurtlayan Kaz, Fareli Köyün Kavalcısı ve Kırmızı Başlıklı Kız'ın ardından umutlar azalıyor. Bir türlü mutlu olmayan, masallardan, yanı başına kadar gelen masal kahramanlarından bile etkilenmeyen prensesin imdadına sıradan bir balıkçı yetişiyor. Kağıt Gemi masalı düşlerin, hayal etmenin önemini anlatıyor. Hayal ettiğimiz sürece mutlu olabileceğimizi söylüyor. "Düşlerimizdir yakın eden uzağı/Gözlerimizi kapatıp hayal etmektir bunun kolayı/Canımız çeker gideriz gökkuşağına/Canımız ister buluta/Bazen yakına, bazen çok uzağa/ Düşlerimiz yoksa yaşamın ne anlamı kaldı?/Düşler tanrının en güzel armağanıdır çocuklara." diyen balıkçı haklı değil mi?