Artık Kedileri Sevmeyen Adam
Artık Kedileri Sevmeyen Adam
3Yorum
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
12.05.2026
Artık Kedileri Sevmeyen Adam
Fransız yazar Isabelle Aupy imzalı Artık Kedileri Sevmeyen Adam beni fena halde arada bırakan bir kitap oldu. 60 sayfalık bu minik novellayı konusu çok ilgimi çektiği için okumaya başladım, çok sevdiğim yerleri oldu ama havada kalan çok kısım da oldu sanki. Şöyle; minicik bir adada geçiyor öykü. Ana karayla bağlantısı çok kısıtlı ve neredeyse tüm nüfusu bir sebeple buraya göçüp gelmiş insanlardan oluşan bir yer burası. Bir gün adadaki tüm kediler ortadan kayboluyor. Ada sakinleri bir süre sonra bu işte bir tuhaflık olduğunu fark edip devlete başvuruyorlar ve devlet onların hepsine birer köpek verip bunların kedi olduğunu söylüyor. Üstelik istemeyen insanlara da gerekirse zorla veriyorlar köpekleri ve bir süre sonra neredeyse herkes durumu kabullenip köpeklere kedi demeye başlıyor. Hikâyenin kalanını anlatmayayım zira olaylar enteresan biçimde gelişiyor ama yazar kurduğu tuhaf distopyayı bir dert anlatmak için kuruyor elbette: küçük, anlamsız, saçma gibi gözüken şeylerin ne tür devasa kontrol mekânizmalarına evrilebileceğini anlatmak. Dildeki bir kelimeyi değiştirmenin nasıl bir koca mesajın taşıyıcısı olabileceğini, iktidarın tam da böyle önemsiz gözüken müdahalelerle kendini sağlamlaştırdığını ve tabii her tür absürtlüğün içinde bile karşı koymanın, müdahale etmenin mümkün olduğunu. Metinde epeyce karakter var, tabii romanın kısalığından ötürü bunları çok az tanıyabiliyoruz, açıkçası bu beni biraz zorladı. Yazarın karakterleri bilerek derinleştirmediğini, o muğlak ve müphem hâli bilerek kurduğunu, anlatısını kasten berraklaştırmadığını anlıyorum ancak yine de bu hikâyeyi başka türlü okumak isterdim sanırım. Metaforunu da zaman zaman fazlaca izah ediyor, onu yapmamasını tercih edebilirdim. Ama ilginç, kafa karıştırıcı, yaratıcı bir minik kitap bu yine de. Arz ederim.
SihirliFlut
Hezarfen
25.03.2026
“Artık Kedileri Sevmeyen Adam”ı okurken en çok etkilendiğim şey, yüzeyde oldukça sade görünen bir hikâyenin altından böylesine sert bir sistem eleştirisinin çıkması oldu. Isabelle Aupy, kedi ve köpek metaforunu öyle incelikli kurmuş ki, bir noktadan sonra hayvanları değil, doğrudan insanı ve onun iktidarla kurduğu ilişkiyi okumaya başlıyorsunuz. Kediler başına buyruk, mesafeli ve özgür ruhlarıyla bireyi temsil ederken; köpekler itaatkâr, eğitilebilir ve otoriteye yakın duruşlarıyla düzenin, yani devletin bir uzantısı gibi konumlanıyor. Hikâyedeki dönüşüm ise tam olarak burada çarpıyor: Kedileri seven bir adamın, zamanla onlardan uzaklaşıp köpeklere yaklaşması aslında sadece bir tercih değişikliği değil; bireyin yavaş yavaş sisteme boyun eğmesi, hatta onu içselleştirmesi. Kitap boyunca hissettiğim o rahatsız edici duygu hiç geçmedi. Çünkü anlatılan şey çok tanıdık: Başta sorgulayan, mesafe koyan birinin zamanla kabullenmesi, sonra da bunu normalleştirmesi…
Berfu Temir
Bilge
20.01.2026
Kedi ve kopek metaforu üzerinden devletin gücü yaptırımı manipülasyon becerisi,bireyin boyun eğme,hayır diyebilme hâli incelikle anlatılıyor.