Kuşaktan kuşağa aktarılan bir kendini suçlama ezberi...
“Bence insan doğduğu andan itibaren, yaşayacak başka bir beden arıyor kendisine. İnsan canlısı sanırım bir nevi parazit. Yaşayacağını düşündüğü, umduğu ya da hayal ettiği bir beden bulunca da buna ‘aşk’ diyor belli ki...”
Tuğçe Isıyel’in daha önce yazdığı iki deneme kitabını da okumuş ve çok sevmiştim, özellikle “Ya Hiç Karşılaşmasaydık”ın yeri bende çok ayrıdır. O kitapta mesleki bilgisini (kendisi psikoterapist) ve birikimini hayatla, edebiyatla mimariyle öyle güzel harmanlamıştı ki büyük bir haz almıştım okurken.
Kendisi ilk defa bir kurmaca ile karşımızda, minik novellası Benim Yüzümden’i de çıkar çıkmaz okudum. Beş bölümden oluşan metnin başında bir ayrılık hikâyesi okuyoruz. Anlatıcımız elindeki aksi yöndeki tüm verilere rağmen bu ilişkinin kendi hataları yüzünden bittiğini düşünmeye çok teşne, içinde bir ses durmadan “senin yüzünden oldu” diyor ona. İlerleyen bölümlerde anlatıcımızın geçmişine uzanıp bu hiç susmayan sesin kaynağını keşfediyoruz. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir kendini suçlama ezberini görüyor, bunun nasıl öğrenilmiş bir şey olduğuyla yüzleşiyoruz. Metnin bir psikoterapist tarafından yazıldığını düşününce, kitabın akut bir mesele ve güncel bir olayla açılıp geçmişe uzanması, meselenin üzerindeki katmanların birer birer soyulması hiç şaşırtıcı değil aslında. Kahramanını bir tür terapiye maruz bırakıyor yazar.
Kapakta da yer verilen ve metinde sık sık tekrarlayan “süt” metaforunu ben o aktarımın sembolü olarak okudum. Malum, annenin bize verdiklerinin en başında gelen şey süt; emdikçe annemizin travmalarını, ezberlerini, korkularını da devralıyoruz sanki, onlar da aktarılıyor bize.
Metne dair temel itirazım özellikle ilk bölümdeki ağdalı dile olacak. Yer yer fazla edebiyat kokan, fazla süslü cümlelerle bezeli bir dili var bu ilk bölümün. Evet, ayrılık acısı insanı ziyadesiyle arabeskleştirir ama ben Tuğçe Isıyel’in önceki kitaplarındaki samimi, sahici, gerçek ama bir yanıyla da soğukkanlı dilini daha çok sevmiştim. Kurmacaya geçince kendine başka bir dil kurması son derece anlaşılır ama bana biraz fazla süslü geldi. İlerleyen bölümlerde dili daha sakinleşiyor, bence çok da iyi oluyor.
İşte böyle.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
BENİM YÜZÜMDEN
Kitabın yazarı klinik psikolog, o yüzden bedava bir terapi, kısacık bir hikaye.
Sıkışmış bir ilişkide kalmak zorunda kalan, bırakamamak, yardım işaretlerini göremeyen bir sevgili.
Kitaptaki şikayetler iç konuşma ile aslında sebep sonuç ilişkisini bize veren bir metin.
Anlatıcıyı, bu duyguları yaşamış bir tanıdığımıza benzetirken! yazar bunu açıklıyor. "İnsan tam olarak birleşemeyince tam olarak da ayrılamıyormuş."
"insan ne yaşadığını unutuyor da ne yaşamadığını hiç unutmuyor" bir ilişkiden çıkınca yaşadığımız o keşke işte hep bu yaşamadıklarımız, ve peşine düştüğümüz arayışlarda bu yaşayabilme ihtimalleri diyor.
Kendi umudumuzun yarım kalmış heveslerimizin bekçisi olabiliriz.
insan bu hayatta geçmişi dışında neye tutunabilir, bunu da en iyi olması için neyi değiştirebilir? sorularıyla düşündürüyor.
Ve alamadığımız şeyi veremeyiz diye de yüzümüze vuruyor.
Belki de hep beklediğimiz için vermeden alamıyoruz ve bu bizim yüzümüzden, diye de kitabın adına vurgu yapıyor.