Bu kitap yayınlandığında müthiş merak etmiştim, sonunda okuyabildim ve çok etkiledi beni, çok. Belçikalı yazar & gazeteci Roger Van de Velde, bizzat kapitalizmin soğuk eli tarafından öldürülmüş biri. Parlak bir kariyere sahipken ve hayatında her şey besbelli ki yolundayken geçirdiği bir mide rahatsızlığından sonra o dönemde (1958) pek popüler olan opioid türü bir ağrı kesici Palfium reçete ediliyor kendisine. Bugün artık “opioid krizi” diye adını koyduğumuz, hasta yakınlarının özellikle ABD’de yasal mücadelelerini sürdürmesine sebebiyet veren, onlarca hayatı mahveden bir ilacın ilk kurbanlarından yani. Kısa süre sonra ilacın bağımlılık yaptığı anlaşılıyor ve ilaç narkotik listesine alınıyor ama tabii artık çok geç. Günde dört adet alması gereken haplardan altmış adet alıyor ve ilaca erişmek için sahte doktor reçeteleri düzenlemeye başlıyor, nihayetinde yakalanıyor ve akıl sağlığı bozuk suçluların yatırıldığı bir kuruma yerleştiriliyor.
Hapishanede gizli gizli yazıyor. Reklam broşürlerinin arkasına yazdığı metinleri, ziyarete gelen karısına sigara paketlerinin içine saklayarak veriyor. Kitap yayınlanıyor ancak Belçikalı yetkililer bu metinlerin hapishaneden çıkması karşısında panikliyor ve kendisinin daktilosuna el konuyor. Bağımlı ama aslında suçlu ya da deli olmayan bir adam; altı yılın sonunda kamuoyu baskısıyla cezaevinden çıkabilen Van de Velde, bağımlılık tedavisi için bir kliniğe yatmasına günler kala maalesef aşırı dozdan ölüyor.
Çatırdayan Kafatasları işte bu hapishane metinlerinin bir derlemesi. Bedia Tuncer’in 1964 basımı ‘Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler’ diye bir meşhur kitabı vardır, onu çok düşündüm okurken. Deli dediğimiz insanların kimi zaman nasıl başka ve bir anlamda berrak biçimde görebildiklerini ve o sınırın ne kadar ince olduğunu yazarın her kelimesinde bir kez daha anlıyor insan. Beni bu metinde en çok göz tasvirleri etkiledi - belki de deliliğin kendini en çıplak şekilde gösterdiği yer gözler olduğundan, anlattığı her karakterin gözlerini de tarif ediyor yazar ve çok, çok sarsıcı bir şey çıkıyor ortaya. Elbette ki tekinsiz, gergin ama bir yanıyla da çok müstehzi ve müthiş öyküler bunlar. Çok sevdim.
Kendini arayan insanlar vardır hayatta durmadan bilmecelerini çözüp kaybolurlar kendi içlerinde. Kitap bu varoluş sancıları çeken insanların hayatından küçük bir an alıyor ve resmeder gibi kısa öykü oluşturuyor.
Hapishaneler, tımarhaneler, cezaevleri gibi insanı uç olarak görebildiğimiz yerlerde yaşıyor genellikle karakterleri. Barış Bıçakçı kitaplarındaki akıcılık da var ayrıca. Her öyküyü tamamlanmamış olaylarla yarım bırakırcasına okuyucuyu yorumlara yönlendiriyor. Başarılı güzel öyküler ve an’larla dolu olmuş. Keyifli okumalar.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kısa(cık) anlatıları, “1 dakikalık öyküler” i sevenler için ideal bir okuma. Yazarın hayat hikâyesi etkileyici, o bilgiyle okununca, öyküler daha da anlamlı oluyor. Bir akıl hastanesi; kimi zihniyle hakikat arasında yolunu kaybetmiş, kimi adi suçlu hastane sakinleri… Dışarıda kalmayı seçmişlere ya da dışarıda kalmaktan başka çare bırakılmamışlara dair bir anlatı. Yazarın diğer kitaplarının da çevrilmesini çok isterim.