Manguel’in çeviriye dair “değini”lerinden oluşuyor...
“Çeviri, belli bir metnin söylüyor göründüğü şeyi başka bir dilde ve başka gözlerle yeniden tahayyül etme sanatıdır. Çeviri okurdan yalnızca bir metnin anlaşılmasını talep etmez, aynı zamanda aynı anlaşılabilirliği başka bir okura da sunabilecek başka bir metnin, farklı bir metnin inşasını da talep eder. Çeviri olsa olsa bir anlama sanatıdır.”
Geçen sene deli gibi Alberto Manguel okudum, “nasıl da tamamladım ama külliyatını” diye bi havalara girdim filan, derken hop, 2 tane yeni kitabı çıktı. Ne diyebilirim ki, gerçekten üretken bir kimse kendisi! Yeter ki yazsın, ben geride kalmaya razıyım ve bir yazarı bitirdim sanarken bitirememek pek güzel bir duygu esasen.
Dokumanın Arka Yüzü, Manguel’in çeviriye (ya da kendisinin tabiriyle çeviri sanatına) dair “değini”lerinden oluşuyor. Deneme denemeyecek kadar minik metinler bunlar ama değinin ötesinde bir derinlik taşıdıkları da muhakkak. Daha önce Alberto Manguel okuyanlar zaten kendisinin nasıl bir entelektüel birikimi ve derinliği olduğunu bilirler, bu kez o birikimi çeviriye dair akıl yürütmek için kullanıyor. Özgün metinle çeviri arasındaki ilişkiye, çevirmenin rolüne, çevirinin hangi kapıları açabileceğine dair düşünüyor. Kitabı okurken sürekli “herhalde bir yerde Borges’in Pierre Menard’ına ve Don Kişot’u yeniden yazma hikâyesine gelecek konu” diye düşünüp durdum, gelmese şaşardım, neyse ki yanılmadım, kitabın sonlarında oraya da varıyor ve bu meşhur yeniden yazımı çeviri perspektifinden yorumluyor Manguel.
Çeviriye dair klasik tartışmaları da (çevirmen ne kadar sadık, ne kadar bağımsız olmalıdır vs.) kendi bakış açısıyla yeniden yorumlamayı ihmal etmiyor elbette. Sonuçta ortaya bence sadece çevirmenlerin değil ve hatta daha çok çeviri okuyan okurların muhakkak okuması gereken bir metin çıkıyor. Anlatının içine yedirdiği çeviri tarihinden ilginç örnekler ve anekdotlar da ayrıca pek leziz. Seviyoruz seni Alberto amcacığım.