Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın kendi iç dünyasına ve çevresine baktığı psikolojik bir roman diye bilirim. Genel anlamda beğendim ama bir şeyler sanki havada kalmış hissi oluştu bende roman bitince. Bunu da yazarın profesyonel olmamasına bağladım .Sonuç olarak okunması zevkli ve düşündürücü bir kitap ...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir çok insan için bir başucu kitabıdır. Daha önce okumayanlar ve kitap hakkında herhangi bir yorum duymamış olanların hiç düşünmeden okuması gereken, Dünya tarihinde öenmli bir yere olan kült eser.
Yazık, çok yazık şu kitaba harcadığım zamana gerçekten yazık. Bu kitap tam bir saçmalık, hem de insanı kitap okumaktan soğutacak kadar. Dervişlikle zerre kadar alakası olmayan bir başıbozuğun hikayesi. Dervişlik gibi yüce bir makama yapılmış büyük bir saygısızlıktır bu kitap.Yalan dolan ihanet nefret işlenmiş sürekli. Zaman sizin için değerliyse OKUMAYIN diyorum.
Müthiş bir müthiş bir öykü. Aslında MEhmet Selimoviçin kendi hayat dramının sembolik anlatımı bir bakımada.Muhakkak okunması gereken kitaplardan.<br />
harika bir edebi başyapıt.cümleleri insanı beyninden vuruyor...çok güzel bir psikolojik roman.yazarın uslubu çok orjinal..her sayfada altını çizdiğim insanın ruhsal buhranını apaçık ortaya seren cümleleri var..vaktinizi ayırın ve bu kitabı okuyun..size çok şey katacaktır
Eskiden okudğum bir kitap.Tekrar okumak için kitapyurdu.com'a gelmesini dört gözle bekliyorum.siteye her girişimde kitap gelmiş mi diye bakıyorum.:( bilmem siz değerli okuyuculara kitabın ehemmiyetini anlatmam için başka bir şey söylemem gerek avr mı?
İşte bir kitabın gücü...<br />Sadece yorumlardan bahsediyorum. Birbirlerinden çok farklı, yr yer denk;yer yer zıt güze l yorumlar yapılmış. Bütün bu beyin fırtınasının sebebi bir kitaptır: Derviş ve Ölüm.<br />Bu yorumları okumak yerine, kitabı okuyup kendi yorumunuzu yazın, derim ben.
meşa selimoviç in derviş ve ölüm adlı bu güzel eserini zevkle okudum.zaman zaman içine düştüğüm duygusal çelişkiler ve zihin akışlarını derviş ve ölüm ün sayfalarında somut bir hale bürünmüş olarak gördüm.adından sıkça söz edilen birçok klasik eserle yan yana konulursa tereddütsüz derviş ve ölümü seçerim.
Kardeşinin haksız yere öldürülmesinden sonra bir dervişin içine düştüğü boşluk, inançlarıyla olan çelişkileri ve değişimi anlatılıyor kitapta. Yazarın kendisinin olayı yaşaması aslında kendisini anlatması kitabı bu denli güçlü kılıyor sanırım...Derviş ve Ölüm insan olarak zayıflığımızı, zor durumlarda inancımızın sınanmasını ve bunun sonunda olanları anlatan çok güzel bir kitap. Derviş'in nefret ettiği kişi hakkında söyledikleri ise duygularımızın bazen ne denli tehlikeli olabileceğini açık bir şekilde gösteriyor: Nefretin kokusu olsa ardımda kan kokusu duyulur; rengi olsa ayak izlerim kara olur, ateşi olsa bastığım yerlerden alevler fışkırırdı.'' Evet, nefretin de aşk kadar güçlü bir duygu olduğunu düşünüyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız...
Romanın başkahramanı Ahmet Nurettin şöyle düşünür: Yaşım kırk. İnsan ömrünüen kötü çağı bu.Arzulayabilmek için henüz genç, arzuladıklarınızı gerçekleştirebilmek için ise yaşlanmış sayılırız." <br /> Eserin yazarı Yugoslav edebiyatının en ünlü yazarıdır. Yukarda bir parçasını yazdığım eserse onun en iyi eseridir. Yani bu eser Yugoslav edebiyatını en iyi eseridir . Bugün Yugoslavya; Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan,Bosna-Hersek ve Slovenya diye ayrıldığına göre bu eser 5 ülkenin en iyi eseri.
Bir şeyh olan Ahmet Nureddin'in içindeki fırtanalar,doğru ve yanlışlar arasında gidip gelmeler çok ustaca kaleme alınmış. Kardeşini esaretten kurtarmak isterken karşılaştığı sorunlar yetmezmiş gibi zindana atılması ve orada yaşadığı ruh hali gerçekten okunmaya değer. Ayrıca çok ince ve değerli pisikolojik tespitler de var.Roman önce sıkıcı gibi dursa da farkında olmadan sizi sarıyor ve elinizden onu bırakamıyorsunuz. Böyle olunca da romanın niçin 30 kadar dile çevrildiğini daha iyi anlıyorsunuz.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kitaptaki derviş karakteri gercek dervişlikle pek uyum sağlamıyor.bazı yerlerde Allaha inanmakla dünyadaki adalete inanmak eş tutuluyor.ayrıca özellikle kiatbın başlarında olaylar tasvirler arasına sıkışmış gözükecek kadar cok tasvir var.tasvirler genelde dervişin düşünce yapısını daha iyi anlamamız için.sona dogru anlatım daha akıcı oluyor.
mesa selimovic in kitabını ilk defa okudum ve gercekten hayran kaldım.bir insan bilmek sınırının ustune cıktıgını nasıl anlar yada insan piskolojisinin derinlikleri nasıl bu kadar guzel kavrar.insanın ruhunda olup bitenleri akıcı bir sekilde onumuze seriyor mesa selimovic.dini dogmalardan kurtararak hem kendini hem insanlıgı sorguluyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu romanda Meşa Selimoviç, dervişlik, hele Mevlevi fikriyatı ve tarikat adabı konusunda hiç bir araştırma yapmadan kahramanına Mevlevi Şeyhi rolü veriyor.
Terslik daha başta görülüyor. Mevlevi Şeyhi Ahmed Nuruddin'in ölümü yaklaşanları teselli etmek için çağırıldığında yaptığı teselli konuşmalarındaki ölüm anlayışı, ölüme Şeb-i Aruz, kavuşma gecesi diyen Hz. Mevlana'nınkinden çok farklı.
Mevlevi tekkesinde şeyh ile müridler arasındaki ilişkiler, alelade insan ilişkilerinden farklı değil. Tarikatta, Şeyh önünde mürid, teneşir tahtası üzerindeki meyyit gibidir.
Bir Ahmed Nuruddin'in Hasan gibi birine bu kadar yaslanması, kişisel problemlerini aşmak için kadılığı kabul etmesi, daha da zorlanınca öldürülen Kadı'nın karısıyla evlenmeye kalkması, bir dervişin asla başvurmayacağı çarelerdir.
Romanın sonunda Derviş'in ölümü bekleyişi ise, kapana kıslmış bir vahşi hayvanın bekleyişinden farksız.
Meşa Selimoviç'in gerçek hayatında, Komünist Partisi'ndeki konumunu kaybetmemek için kardeşinin kurşuna dizilmesine seyirci kalmasından duyduğu pişmanlık, Yugoslavya Krallığı generallerinden birinin kızı ile evlenmesi üzerine, burjuvalık ithamıyla Parti'den atılmasıyla daha da şiddetlenmiş. Pişmanlığını bu romanla hafifletmeye çalışmış.
Selimoviç, bulunduğu zaman ve mekanda duygularını dışa vurma imkanı bulamadığından, zaman tünelinde üçyüz sene geri gitmiş ve hikayesini orada anlatmış. Ancak zamanda yaptığı bu yolculuk ona hiç yaramamış. Yolculuk ettiği zaman dilimini, romanına konu ettiği kurumları ve romanının şahıslarını asla gerçek rollerine oturtamamış.
Drina Köprüsü'nde Ivo Andriç, beşyüz yıl geri gidiyor ve orada dörtyüz yıl, birkaç falso dışında başarıyla yaşıyor. Onu Nobelist yapan yetenek de bu olsa gerek.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“ Sen, suçsuz olduğunu zannettiğin için üzülüyorsun. Yazık! Eğer serbest bırakmazlarsa, yakında üzüntüden ölürsün ve her şey kendiliğinden hallolur. Ama serbest bırakırlarsa, işte o zaman bildiğim mutsuzlukların en şaşırtıcısı olur. Dışarıda olan her şey, onların olduğu kadar senindir de. Onlar senin bu hakkını elinden aldılar. Bu durumda, serbest kalınca, eşkıyalara katılacak mısın? Onlara, yani seni küçültenlere karşı kin besleyecek misin? Yoksa onları unutacak mısın? Hangisinin en zor olduğunu bilmediğimden soruyorum. Bunların hepsi olabilir, yalnız hiç biri meseleyi halletmez. Eşkıyalara katılırsan, zorbalık yapacağın için onlara kızma nedenin kalmayacaktır. Eğer kin beslersen, içini kemiren nefret duygusunu yenemeyerek öç almaya kalkacak ve onlardan farksız bir hale geldiğin gibi eninde sonunda yakalanacaksın. Bununsa, intihar etmekten farkı yoktur. Her şeyi unutursan, asil bir davranışta bulunduğunu sanarak avunabilirsin. Ama onlar, korkak, ikiyüzlü olduğunu düşünerek sana inanmayacaklardır. Ne yapsan, yine de saf dışı edileceksin. Oysa senin kabul edemediğin şey bu değil midir? Hiçbir şeyin vuku bulmamış olması biricik hal çaresi olurdu.”(kitaptan – 292.,293. sf.) diyor Ahmet Nurettinin kafasındaki ses İshak. Zamanla unutmayı denediğinde insanların saygısını kaybetmiş, yok sayılmış; öcünü aldığında ise gerçekten onlardan biri olup sonunda yakalanmış. Yaşanan felaketlerin insanı nasıl değiştirebileceğini, Şeyh te olsa Ahmet Nurettin’in sonuçta etten kemikten bir insan olduğunu, insanca duygular taşıdığını, insanca tepkiler verdiğini anlatan çok güzel ve çok etkileyici bir kitap. Yazarın psikolojik tahlilleri uzattığı ve bu yüzden kitabın akıcılığını kaybettiği gibi eleştiriler yapılabilir. Ama ben katılmıyorum. Yazar okuyucuyu öyle bir yerden yakalıyor ki Ahmet Nurettin’in yaşadığı acıyı en derinden hissediyorsunuz. Onunla birlikte intikam planları yapıp başarıyı kutluyorsunuz. En sonunda yaptığı tercihte bile ben ona kızamadım. Okuduğum ve en kısa zamanda daha çok dikkatle, daha çok sindire sindire okumayı düşündüğüm muhteşem bir eser.