Büyük Türk Denizcisi Gazi Umur Bey / Düsturname-i Enverî
Büyük Türk Denizcisi Gazi Umur Bey / Düsturname-i Enverî

Kitapyurdu Fiyatı: 120,00TL

Ürüne Git
1Yorum
zafer saraç
Hezarfen
Düsturname-i Enveri'de Aydınoğulları ve Gazi Umur Bey
Türk milleti, uzun tarihi geçmişi boyunca birçok büyük devlet adamı ve asker yetiştirmiştir. Bir milletin bağrından çıkan, ülkesini yücelten bu liderlerin oluşturduğu liste Türk tarihinde öylesine uzundur ki tarihi ve efsanevi kişiliği üzerinde fazla durulmayan bazı devlet büyüklerinin olduğu dikkatten kaçmaz. Kahramanlık payesini taşıyan adsız binlerce nefer bir tarafa, bazıları, tarihi kaynakların içerisinde kendisine yer bulacak kadar talihlidir. İsmi tarih kitaplarında geçecek kadar şanslı olanlardan birisi de Gazi Umur Bey’dir. Gazi Umur Bey denilince akla Batı Anadolu’nun Türkleşmesini sağlayan büyük beyliklerden olan Aydınoğulları Beyliği akla gelir. Umur Bey, Aydın ve İzmir bölgesinde 14. yüzyılda hüküm süren Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Mehmet Bey’in oğludur. Beyliğin ikinci hükümdarı olmasından mütevellit Batı Anadolu’da önemli askeri harekatlar düzenler ve devrin önemli tarihi olaylarında azımsanmayacak roller üstlenir. Aydınoğulları ve Umur Bey’in günümüzde nispeten daha fazla bilinmesinin sebebi ise dönemin önemli tarihçilerinden Enveri’nin yazdığı Düsturname-i Enveri’nin tarihi bir kaynak olarak günümüze ulaşmasıdır. Enveri’nin bu kıymetli eseri üzerinde ilk olarak büyük tarihçi merhum Mükrimin Halil Yinanç çalışır. Eserin günümüze ulaşan iki nüshasından birisi Paris’te olup merhum Yinanç tarafından neşredilir. Esasında bu neşir faaliyeti de Yinanç’ı inanılmaz zorlar. Zira eserin bulunduğu Paris’teki kütüphanenin yetkilileri kitabın fotoğraflanmasına, kopyalanmasına ve ödünç alınmasına izin vermezler. Bunun üzerine gayet zahmetli bir şekilde kütüphaneyi sık sık ziyaret eden Yinanç eserin 3730 beytini ezberler ve sonra eseri Türk ilim dünyasına kazandırır (1928). Eserin eski harflerle Türkiye’de neşredilmesi Fransa’da eserin sızdırıldığı dedikodularını da beraberinde getirir. Yinanç’tan sonra eserin Paris nüshasına ek olarak İzmir’de de bir nüshası tespit edilir. Böylelikle Düsturname Türk bilim camiasında tekrar tetkik edilir ve eser üzerinde yapılan çalışmalar zamanla artar. Tarihçi Murat Celep de ele alacağımız eser vasıtasıyla Düsturname-i Enveri’nin 18. kısmını (babını) oluşturan, Aydınoğulları Beyliği ve Gazi Umur Bey’in faaliyetlerini anlatan bölümü üzerine çalışır. Bu manada eserin Gazi Umur Bey’in daha iyi tanınması amacına hizmet ettiği açıktır. Bununla beraber 18. babın üzerinde ilk olarak çalışılıyor olunması eserin önemini arttırır. Eser, kabaca iki ana bölümden oluşur. Eserin birinci bölümü; 18. babın tam transkripsiyonunu içerir. Düsturname’nin en yoğun bölümünün (3730 beytin 1281’ini içerir) bu şekilde dilimize aktarılmasının birçok araştırmacının işini kolaylaştıracağı açıktır. Buna rağmen eserin sadece 18. babın transkripsiyonunu içerdiğini belirtmekte fayda vardır. Düsturname’nin bu kısmı birçok eserde kaynak olarak kullanılır. Devrin dil özelliklerini yansıttığından, eserin dili günümüz Türkçesi düşünüldüğünde zor anlaşılır. İkinci olarak; Enveri tarihçi olmakla birlikte şairdir ve eseri manzum mesnevi şeklinde kaleme alır. Bu açıdan sıradan tarih okurunun aşina olduğu bir anlatımın eserde görüldüğü savunulamaz. Son olarak; Düsturname bir kroniktir. Yani yazım amacı bir devlet büyüğüne takdimdir. Düsturname dönemin devlet adamı Mahmut Paşa’ya takdim edilir (1465). Bu da eserin halk haricinde yalnızca bir zümre için yazıldığı anlamına işaret eder ki hem devrinde hem de günümüzde anlaşılması açısından bazı güçlüklerin olduğunu gösterir. Buna rağmen transkripsiyonlu bu metni tamamen anlaşılmaz olarak nitelendirmek esere karşı haksızlık olur. Fakat yardım mahiyetinde bazı kelimelerin izahının verilmesi eserin anlaşılmasını daha da kolaylaştırabileceği düşünülebilir. Düsturname’nin en önemli özelliklerinden birisi de Osmanlı Devleti’nde Timur istilası sonrası Türklük bilincinin kanıksandığı 15. yüzyılda Türkçe kaleme alınmasıdır. Bu nedenle Gazi Umur Bey’in kahramanlıkları, gaza bilinciyle beraber, milli kahramanlıkları vurgulamak kastını içerir. Umur Bey’in 26 seferi bu askeri harekatlarda yaşadıkları ve verilen mücadele satırlara yansır. Bu nedenle eserin siyasi ve askeri tarih açısından önemi haizdir. Siyasi ve askeri kalemlerin haricinde eserdeki kültürel öğelerin süzülmesi dönemin kültür tarihine kapsamlı bir bakış atar ki bu konunun ehemmiyeti inkar edilemez. Bu minvalde, eserin ikinci bölümü; Düsturname’nin kültürel kapasitesine ilişkindir. Eser Celep tarafından yüksek lisans tezi olarak kaleme alınır. Dolayısıyla eserin ikinci bölümünde akademik olarak doyurucu, kapsamlı, detaylı, iyi çalışılmış bir metodun etkileri görülür. Bu kısımda Düsturname’de geçen idari, sosyal, dini ve askeri kültüre ilişkin geleneklere dair bilgiler mercek altına alınır. Aslında her ne kadar bu tarz eserlerde hedefe alınan lidere ilişkin otobiyografik bir anlatım benimsense de temas edilen alanlardan çok önemli detayların aşikar olduğu görülür. Misal Türklüğün yüzyıllar boyunca süren kültürel kodları böylelikle ortaya çıkar. Bir Türk hükümdarının asırları aşan tutumu ve töreye dair uygulamaları, kültürel devamlılığı gösterir ki bu tarz temas noktalarının belirgin kılınması, devletleri ve beylikleri bir silsile halinde birbirine bağlar. Böylelikle tarih bölücülüğüne karşı bütüncül tarihin savunusu bu tarz metinler üzerine inşa edilir. Kültürün devamlılığı ve değişmezliğine dair anlatılara yer verilmesi, Murat Celep’in çalışmasını özgünlük bakımından güçlü kılar. Yine eserin ikinci kısmında Düsturname’deki bazı dizelerin tek tek tetkik edildiği görülür. Aslında eserin bütününe dair bu tarz tetkikin yapılmasının ehemmiyeti bu noktalarda ortaya çıkar. Bu tarz eserler üzerinde fazla dirsek çürütülmesi, sadece kültür mecrasında değil, çok spesifik konularda da bazı gerçeklerin ortaya çıkmasına vesile olur. Örnek verilecek olursa; gemilerin karadan yürütülmesi hadisesi, tarihi anlatılarda ilk olarak Fatih Sultan Mehmet’e atfedilir. Oysaki Gazi Umur Bey’in Fatih’ten önce benzer bir faaliyete giriştiği görülür ki harp tarihi açısından askeri taktiklerin örnek teşkil edebileceği kanıtlanmış olur. Fatih’in bundan haberdar olması düşüncesi ise başlı başına konuyu ilgi çekici hale sokar. Tabii her tarihi kaynağa şüpheli yaklaşma durumu Düsturname için de geçerlidir. Bu yüzden devrin diğer kaynaklarının sağlama ve teyit için kullanılması elzemdir. Anlatımı etkili kılmak adına bazen Enveri tarafından kullanılan metotların eserin güvenirliği üzerinde soru işaretleri bırakmasına karşın, eserin genelinin güvenilir bir bakış açısını ortaya koyduğu görülür. Çünkü dönemi aktaran Bizans ve Latin kaynaklarındaki bilgilerin Düsturname ile uyum içinde olması, eserin kıymetinin altını çizer. Bununla beraber, Aydınoğulları Beyliği’ne dair böyle bir anlatının olması hiç şüphesiz ki büyük bir şanstır. Zira haklarında bu tarz detaylı tarihi bilgilerin olmadığı bazı beylikler çarpıtmalarla farklı spekülasyonların ve tartışmaların merkezine çekilebilmektedirler. Sonuçta, Türk tarihi için önemli bir kaynak üzerinde yapılan bu çalışma tarihimizi daha belirgin hale getirme açısından oldukça kıymetlidir. Gazi Umur Bey, Aydınoğulları, Enveri vs. Türk’tür. Ama bu kadar Türk unsura rağmen kendi tarihimize Batılı Oryantalistlerin paha biçmesi ve onların tarihimizi bilimsel mecralara taşıması bazen çarpık anlamlandırma durumlarını ortaya çıkarabilmektedir. Aydınoğulları tarihi üzerinde çalışan Yinanç ve P. Lemerle’nin aynı bakış açısına sahip olduğunu söylemek güçtür. Bu nedenle tarihi kaynaklarımız üzerine çalışan kıymetli bilim adamlarımızın çalışmaları, bizi, bize, bizden birinin anlatması hasebiyle çok önemlidir. Murat Celep’in ele aldığımız çalışmasına bu nazarla bakmak gerekir.