Deckers’ın yaklaşımı, sanatı sadece estetik bir obje olarak değil, bir arkeolojik veri olarak ele almaktır. Kitap, Hristiyan sanatının Roma İmparatorluğu'nun yeraltı mezarlarında (katakomplar) nasıl filizlendiğini muazzam bir detayla anlatır.
Roma’nın pagan sanat formlarının nasıl yavaş yavaş Hristiyan sembolizmine dönüştüğünü (örneğin "İyi Çoban" figürünün evrimini) Deckers’tan okumak büyük bir keyif. Figürlerin neden o şekilde durduğunu, el hareketlerinin ne anlama geldiğini adeta bir dedektif gibi çözer. Binaların sadece dış görünüşüyle ilgilenmez; o binaların içindeki litürjik (ibadetle ilgili) işleyişi de anlatır. Bir kilisenin planının, o dönemdeki ayin düzenine göre nasıl şekillendiğini bu kitapta çok net görebilirsiniz. Kitabın baskı kalitesi genelde çok iyi. Deckers, metni desteklemek için çizimler ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflar kullanmaya özen gösterir. Özellikle: Mozaik detayları: Ravenna ve İstanbul'daki eserlerin mikro düzeydeki incelemeleri. İçerikte sadece devasa katedraller değil, fildişi kutular ve mücevherler gibi "mikro" sanat eserlerine de geniş yer verilir. Deckers’ın dili, biraz teknik ve akademik olması çok doğal. Eğer konuya tamamen yabancıysanız bazı bölümler yoğun gelebilir. Ancak benim gibi Mimari Restoratör ve Konservatörler ile Sanat Tarihi öğrencileri veya bu konuyu derinlemesine öğrenmek isteyen meraklılardansanız, yeterli argümanlara ve görsel belgelere sahip bir kitap. Bu yönüyle Bizans sanatının gökten zembille inmediğini, Antik Yunan ve Roma mirasının üzerine inşa edilen kesintisiz bir süreç olduğunu bizlere görsellerle aktarmaktadır. Kaynak kitap yada konuyla ilgili merak duyanları doyuracak bir nitelikte olduğunu düşünüyorum. Herkese keyifli okumalar.
Kitabımız, Roma-Bizans kültür alanına ait imge dünyasının ortaya çıkışını, değişimini ve etkisini küçük bir örnek seçkisiyle ele alıyor. Özellikle bazı bölümler Hıristiyan sanatına ilgi duyanlar için ilgi çekici olabilir.
İlk bölümde, Roma sanatında Hıristiyan resim temalarının ortaya çıkışı, yani Hıristiyan sanatının doğuşu ele alınmış. Bu bölümde, görsellerle Histogram ve Haç işaretinin Hıristiyanlık öncesi ve sonrası kullanımı gösteriliyor.
Dikkat çekici ikinci bölüm ana tasvir türlerinin ortaya çıkışını inceliyor. Büyük tartışmalara yol açan, ilahiyatçıları karşı karşıya getiren tanrı imgesinin tasviri Hıristiyan sanat tarihi açısından önemli bir konudur. İncil’de konuya dair ayetlerin olması, üç ilahi dinden olan Yahudilik ve İslam’da tasvirin yasak olması bu konuyu her daim önemli kılmıştır. Ayrıca Hıristiyanlık tarihinde Mesih’in ne ölçüde insan, ne ölçüde tanrı olduğu bir diğer tartışmalı konudur. Yeni Ahitte Mesih’in suretine dair net bir tasvir yoktur. Ancak, 325 İznik Konsili'nde Mesih’in konumunun imparator tarafından netleştirilmesi, onun günümüze kadar ‘mükemmel’ tasvir edilmesinin de önünü açmış.
Tüm bu tartışmaların yanında Erken Hıristiyan ve Bizans sanatını tanımak; zamanla ortaya çıkan anıtsal kilise yapılarını, Bazilika tipi mimariyi de daha iyi anlamamızı sağlar. Yazarın kullandığı görseller aracılığıyla, ilk dönem yapıların sonraki bin yıl boyunca Batı Kilise mimarisi üzerindeki etkisi görülebilir. Şehirleri ve toplumu etkileyen bu yapılar, günümüzde hala heykelleriyle ve portreleriyle dikkat çekici. Bu sebeple kitabın içeriği oldukça önemli. Ancak başlangıç kitabı niteliğinde olduğunu söyleyebilirim. Erken, Orta, Geç Bizans ve Bizans sonrası dönemleri daha iyi anlamak için derin okumalar yapmak gerektiğini düşünüyorum.
Herkese keyifli okumalar.