pandemide kaybettiğimiz Şilili yazar Luis Sepulveda’dan...
“Kabil Habil’i öldürdüğü anda siyaset başladı ve işte o andan beri hiçbir şey daha az önemli değil.”
Pandemide kaybettiğimiz Şilili yazar Luis Sepulveda’dan bugüne dek ne okuduysam çok sevmiştim, Juan Belmonte adlı eski bir gerilla ve ajanın baş kahramanı olduğu bu iki romanını da çıkar çıkmaz aldım. İlk roman olan Boğa Güreşçisinin Adı (evet, Hemingway’in meşhur Belmonte’si) maalesef beklentimin epey altında kaldı, devam kitabı olan Hikâyenin Sonu’na ise özellikle bayılmadıysam da ilk kitaba göre çok daha iyi buldum.
Şiddetin kıtaları, paralelleri, meridyenleri, devlet sınırlarını aşan yıkıcılığı aslında her iki kitabın da konusu. Latin Amerika diktatörlüklerinin iş tutuş biçimleri ve eski Nazilere kucak açışları bir yanda; Sovyetlerde eğitilip ülkelerine dönen devrimciler diğer yanda. İki kitap da Belmonte’yi odağına alan ve kıtaları aşan suç hikâyeleri anlatıyor, işin içinde KGB de var, Doğu Alman gizli servisi ve elbette Latin Amerika’nın faşist diktalarının gizli örgütleri de.
Açıkçası her iki kitapta da çok fazla karakter var ve Sepulveda hikâyeleri tuhaf bir aceleyle anlatıyor, karakterleri derinleştirmiyor, üstümüze olayları boca ediyor ve insanın kitabın içinde kaybolmasına izin vermiyor. İkinci kitap olan Hikâyenin Sonu’nun daha iyi olmasının sebeplerinden biri de bu metnin daha sakin ilerliyor olması ve ilk kitapta tanıdığımız, Şili polisi tarafında uzun süre işkence görüp öldüğü sanılarak bir çöplüğe atılan Veronica karakterini daha iyi tanımamıza imkan veriyor olması. Bir de bu ikinci kitapta başta korkunç bir işkence evi olan Villa Grimaldi olmak üzere (ki zaten kitap oranın kurbanlarına ithaf edilmiş) gerçek mekânlara ve gerçek insanlara (ünlü işkenceci komutan Miguel Krasnoff gibi) yer verdiği için hikâye daha merak uyandırıcıydı bence.
Ezcümle, umduğumu bulamadım bu defa. Yine de Veronica ve Juan’ın aşkını okuyabildiğim için mutluyum. Polisiye kısmından çok daha ilginç ve güzeldi kanımca o hikâye.