Macar yazar Agota Kristof’un bir kısa öyküsü ve bir oyun metninden oluşan minik kitabı Neredesin Mathias yazarla tanışmak için doğru kitap değil şüphesiz ama yazarı tanıyanlar için tanıdık bir yere gitme duygusunu yaşatacak, hacminden beklenmeyecek ölçüde derinlikli bir kitap. Çok seviyorum seni Kristof, sahiden çok.
Kitabın son sözünü yazan Marie-Therese Lathion’dan alıntılıyorum zira çok iyi bir özet bu: “(Kitaptaki her iki metin de), farklı yollardan olsa da, yazarın takıntılarını ortaya çıkarır: çocukluk ve onun sürüklenen bir dünyadaki ürkütücü zekâsı, ikiz idealine duyulan özlem, sözcüklerin aldatıcılığı, hayatın umutsuzluğu, zamanın seyrelmesi. Kristóf sürgünün hayatında yarattığı kopuşun ötesine geçerek, taviz vermez bakışıyla saptadığı, hayatını bütünüyle kaplayan hayal kırıklığı yığınından azade kalabilmiş görünen o tek alana, sert ve zorlu çocukluğuna özlem duymaya devam eder. Dışarıdaki dünyanın gidişatını pek umursamadan, onu harekete geçirebilecek bir meselenin, tek bir meselenin varlığından söz eder: ‘Çocuk ve çocukluk meselesi.’”
Bu kitabın iki kahramanı var bence, çocukluk ve zaman. “Line, Zaman” adlı oyun metninde zaten çok görünür ama Neredesin Mathias öyküsünün de gizli kahramanı zaman. Ateşli bir gecede gördüğü sanrılı rüyada kendi çocuğuyla karşılaşan, kendi de çocuk olan Sandor’un hikâyesi bu ilk öykü ve Kristof’un üçlemesini üzerine inşa ettiği ikiz temasının nüvelerini görebiliyoruz burada. Zamanı bükerek farklı kuşakların çocukluklarını aynı ana hapseden bu son derece sofistike metinde Kristof alışkın olduğumuz tekinsiz dünyasına anında çekiveriyor okuru. İkinci metindeyse zaman yine tüm döngüselliğiyle başrolde; yıllar geçiyor, bazı şeyler biter ve dönüşürken bazıları yeniden yaşanmak üzere başa sarıyor.
İlk öyküdeki şu cümleyi ekleyip bitireceğim çünkü bence anlatmaya çalıştığım zaman meselesini çok iyi anlatıyor: “Saati durdurmak lazım Mathias, rahatsız ediyor beni.”
Dönüp tekrar okusam bambaşka şeyler yakalayacağımı düşünüyorum, bu kadar küçücük bir metnin böyle hissetirebilmesi olağanüstü. Kristof’u özleyenler buyursun, kısa ama lezzetli bir kavuşma bu bence.
Agota Kristof, geçtiğimiz sene birkaç metnini okuduğum bir yazar. Zadie Smith gibi onu da yeni keşfettim. Öykü okumaya eğilen bir okur olarak Katherine Mansfield'in ardılları olarak görüyorum bu iki yazarı. Bu yazarları birbiri ile yazıdaki hünerleri için karşılaştırmakta sakınca görmedim. Agota Kristof, yazıda bütün hünerini gösterdiğini düşündüğüm biri ve 'Neredesin Mathias'da o kadar iyi metin toplamı. Oyun ve öyküsü onun için bir o kadar harika.
Neredesin Mathias? elli iki sayfa ama inanılmaz yoğun bir yolculuk. Kitap iki farklı metinden oluşuyor: 1978’de yazılmış Line ve 70’lerin başında kaleme alınmış Mathias.
Kitabın odağı çocukluk. Normalde bu kelime insana olumlu duygular çağrıştırır. Ancak Kristof’un bu dünyasında işler farklı. Farklı derken kötü anlamda değil, yetişkinliğin karmaşıklığını, acılarını, kayıplarını ve yalnızlıklarını hissettiriyor yani.
Yazarın dili sade ve doğrudan ama bu sadeliğin içinde bir yoğunluk var ki anlatamam. Basit cümlelerle öyle güçlü duygular ve fikirler aktarıyor ki…
İlk kez Agota Kristof okuyorsanız, belki kolay bir başlangıç olmayabilir bu kitap sizin için. Ben ise sevdim veya sevmedim diyemiyorum. İki metnin tekinsizliğinde kaybolmuş hissediyorum. @_sayfayolcusu_
iki metinden oluşan kitap yazarın koleksiyonundan alınmış. kitaba adını veren öykü, rüya ile gerçek arasına konuşlanıyor. kristóf'un takıntılarından çocukluk ve ikiz kardeş özlemi başrolde. sonsözde belirtiğine göre 1970'lerin başında yazılmış. oyun, line zaman ise 1978 yılında yazılmış. kendinden on yaş büyük birine aşık olan kızın başkasına aşık bir erkekle parkta konuşmasını anlatıyor. on yıl sonraki ikinci buluşmada artık delişmenliğinden eser kalmamış yetişkin olmuş kızın bu kez önemli değil demesini okuyoruz ki kristof'u bilenler için hiç de şaşırtıcı değil. çocukluğa özlem ve hayal kırıklığından oluşan bir boşluğa yazmış kristof.