“Sana hiçbir şey ispatlamaya çalışmıyorum. Sana, küçükken olduğuma inandığın baba olduğumu ispatlamaya çalışmıyorum. Bazı hatalar yaptım ama ne olduklarına dair hiçbir fikrim yok. Ve asla baştan başlamayı arzulamıyorum. Kendimden parçaları yok etme arzum yok. Hiçbir arzum yok. Belki de birbirine tamamen yabancı insanlar olarak buluşup sanki birbirimizi daha önce hiç görmemişçesine sabaha dek konuşmalıyız.”
Amerika’da genelde oyun metinleriyle tanınan Pulitzer ödüllü Sam Shepard’ın adını ilk kez yıllar önce, Wim Wenders’in başyapıtı Paris, Texas’ın senaristi olarak duymuştum. Bu nasıl metin, kim yazmış bunu diye baktığımda tanışmıştım kendisiyle. Sonra yüzü çok tanıdık gelince aktörlük de yaptığını ve türlü filmlerde karşıma çıktığını fark ettim. Yani yolumuz çok kesişmiş de ben farkında değilmişim meğerse. Ölmeden önce kaleme aldığı son eseri olan yarı otobiyografik anlatısı Birinci Şahsın Hafiyesi Türkçede yayınlanınca edindim hemen. Minicik ama çok şiirli, çok güçlü bir metin çıktı karşıma, ki yukarıda alıntıladığım pasaj da metnin gücüne dair bir fikir verecektir diye tahmin ediyorum.
Bi iç monolog bu okuduğumuz. Anlatıcımız yatağa bağımlı hale gelmiş durumda, günlerini Colorado Çölü’ndeki evinin verandasında tekerlekli sandalyesinde düşünerek, hatırlayarak geçiriyor. Kimi zaman çocuklarına sesleniyor anlatıcı, kimi zaman kendiyle konuşuyor, kimi zaman da ikizi gibi gözüken, yolun karşısında duran isimsiz bir başka adamı gözlemliyor - o adamın da onu gözlemlediğini düşünüyor. Zamanla izleyen ve izlenen, anlatıcı ve anlatılan, tahayyül ile hakikat birbirine karışıyor.
Ölümü beklerken insanların zihinden geçenlerin aynı anda ne denli karmaşık ve bir yandan da ne denli basit olabileceğine, yolun sonuna doğru yürüdükçe nasıl kırılganlaşıp nasıl çocuklaştığımıza dair güçlü bir metin bu. Şu pasajla bitireyim:
“Geçmiş bir bütün halinde gelmez. Parçalar halinde gelir daima. Aslında parçalara ayrılır. Kendini sanki fragmanlar halinde tecrübe edilmiş gibi sunar. Neden? Neden, mesela, şimdiki zaman tercih edilir ki geçmişe? Çünkü anıları yaratanının şimdiki zaman olduğu varsayılır. Geçmişi yaratan odur. Bazen çok uçucu görünüyor.”