Yaklaşık 2 yıllık bir aranın ardından, sonunda, yeni bir Sándor Márai geçti elime - ne mutluluk! Dilimize bu kitap dahil çevrilmiş toplam 7 kitabı var kendisinin ve pek çoğunun baskısı dahi bulunmuyor (şükür ki vaktiyle hepsini edinebilmiş ve okumuştum) - oysaki müthiş üretken bir yazar kendisi, keşke diğer metinlerini de dilimizde okuyabilsek, umarım bu çeviri yenilerinin de yolda olduğunun habercisidir diyeyim.
Çok uzun bir giriş oldu, neye. “Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikâyesi” alt başlığını taşıyor Marai’nin Csutora romanı. Bir adam (ki kendisi yazar ve insan zaman zaman Marai’nin kendisi mi bu kişi diye düşünüyor zira yazar yazar olduğunu sık sık yineliyor ve okura da sorular soruyor, birlikte düşünmeye davet ediyor) eşine Noel hediyesi olarak bir yavru köpek alıyor. Cins bir köpek olduğu söylenen bu minik yavrunun aslında cins değil melez olduğu zamanla ortaya çıkıyor ve “burjuva” ailemiz bu durumdan hiç hoşlanmıyor. Üstelik de köpeğin evcilleştirilmeye karşı gösterdiği direnç, özgürlüğüne düşkünlüğü ve kaytısızlığı işleri iyice karmaşık hale getiriyor.
Marai’nin her metnine sinmiştir sınıf perspektifi ve eleştirisi, bu metinde de öyle: aslında bir köpekle kuramadıkları ilişki üzerinden koca bir sınıfı yerin dibine batırıyor yazar. (Cins takıntısı, o sıra yeni moda olmuş “psikanaliz”le ilgili diyaloglar ve köpeği psikanalize götürme önerileri, dışarıdaki algılarına duydukları büyük saplantı vd.) İnsanların Csutora ile yaşadıkları üzerinden insan doğasına, iktidarla ilişkimize, hükmetme arzumuza, egolarımıza, komplekslerimize dair öyle çok şey anlatıyor ki. Aslında bir köpeği anlatıyor gibi gözükürken insanın karanlık yanına dair bir şeyler söyleyen bir roman bu ve Marai’nin bu işte ne kadar mâhir olduğunu önceki romanlarından da biliyoruz.
Ha ama köpeği de çok iyi anlatıyor, orası muhakkak. Kendini bir türlü o eve ait hissedemeyen Csutora’nın duygularını anlattığı bazı yerlerde çok fena oldum, içim parçalandı.
Marai’nin diğer romanları kadar ihtişamlı olmasa da yine de çok güçlü bir metin Csutora. Bitirirken: İnsanları sevmek çok zor sahiden. Keşke sadece köpekleri severek yaşayabilmek mümkün olsa!
İlk önce sormamız gereken soru şu: Evcilleştirmeye çalıştığımız köpek mi yoksa kendimiz mi?
İçgüdüleri ile hareket eden bir hayvanın hareketlerine ne kadar hakim olabilirsiniz?
Şefkat nereye kadar, sevgi ve koruma’nın sınırı ne? İnsan ne zaman dayanamaz hale gelir?
Beklenti ve sonucun aynı paralelde olmadığı bir durumda ne tür bir davranış değişikliği olur ve tahammül nereye kadar?
Evin her bireyi gibi, eve alınan canlının da özgürlüğü, alanı, varlığını kabullendirme halinin olması kaçınılmaz değil mi?
Sorular ile başladık ve öyle devam ettik, her ne kadar bir “köpek romanı” olsa da Sandor Marai’nin her zaman yaptığı birey/toplum eleştirisi, küçük dokunuşları bu kısacık romanda da mevcut.
Sanki durağanmış gibi gelen ama her yönüyle sizi sarıp sarmalayan bir kitap
Evinizde bir evcil hayvanınız varsa onun hareketlerini bir daha gözlemleme hissi doğuruyor sizde.
Okuyun, okutun.
Sevgiler.
Bu seneyi çok hoş bir kitapla kapatıyorum. Sandor Marai’den okuduğum ikinci kitap. Bir yazar (muhtemelen kendisi) yavru bir köpek edinir, Puli cins olduğunu düşünerek alır. Roman köpek ile insanın dünyasının nasıl kesiştiğini, hatta benzeştiğini mizahi bir dille anlatır.
Yazarın özgür düşünceli olması ve buna bağlı olarak baskılara karşı tepki gösterme huyunu köpek üzerinden yansıtması çok keyifli bir okuma sağlıyor. Sınıf farklarının her iki cinste de belirgin olduğunu gerçekçi fakat duygusal olarak anlatan yazar en vurucu cümlesini sona saklıyor. Okunası bir kitap.
Noel vakti yaklaşırken her yer süslenmiştir kitapta geçen evli ama çocuksuz çift de evlerini süslemişlerdir ama ruhsuz bir süsleme kadın karakter eşinden çok farklı bir hediye istiyor ve de eşine belirtiyor adam da farklı olacağını düşündüğü için hayvanat bahçesinden bir köpek sahipleniyor ve eşine noel hediyesi olarak veriyor. Bundan sonra da Csutora'nın yani köpeğimizin hikâyesin okuyoruz. Aslında bir köpek hikâyesi gibi görünsede üzerinde gerçekten konuşulabilecek felsefik derinliği olan bir kitap okudum yazarın da değimiyle onca konu varken neden bir köpek hikâyesi yazmak istedi ki kitabı okurken hissettim neden olduğunu. Bir köpek hikâyesi okusak da anlatılmak istenen bambaşka bir şeydi .
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Duygusal ve eğlenceli diye bir yorum görüp okumaya başladığım bir kitap. Eğlenceli olmadığı kesin. bir köpeğin gözünden insanlar, insanaların gözünden bir köpeğin anlatıldığı, yazarın sürekli araya girdiği, bilgi verdiği ya da akışı engellediği bir kitap. Köpek insanların acımasız ve bencil yönleriyle tanışır. Çoğu zaman onlardan daha şahsiyetli bir duruş sergiler. Yazar aslında kitapta köpek ve onu sahiplenen ailesi üzerinden toplumsal eleştiri yapmakta. Okumakta zorlandığım, melankolik bir kitap diyebirim..
Köpek, kendini sıradan bir ev hayvanı olarak görmez; bir “şahsiyet” sahibi olduğunu vurgular. İnsanlara bağlıdır ama boyun eğmez. Sahibiyle olan ilişkisi, aslında insanın otorite ve sevgi anlayışının bir yansımasıdır. Márai bu eserinde: Gerçek sadakatin kör itaate eşit olmadığını anlatır.
Köpeğin onuruna düşkünlüğü, aslında insanın kendi kimliğini koruma mücadelesinin sembolüdür.
anlatır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Benim için çok severek okuduğum bir kitap olmadı. Belki yazarla ilk tanışmam olduğundan dili farklı geldi, bilemiyorum. Bir şekilde okutuyor mu okutuyor, zaten ince bir kitap. Zaman zaman güzel sorgulamalar da var fakat 10 sene köpek beslemiş biri olarak katılmadığım ve saçma bulduğum yerler oldu. Sonu da öyleydi. Yazarın anlatmak istediği mesajlar bana işlemedi o yüzden. Diğer kitaplarına şans vereceğim.
sándor márai, bu kısa ama dokunaklı romanında, insan ve hayvan doğasına, beklentilere, kabullenmeyişlere ve sahiplenme duygusuna dokunuyor. ve bunu özgürlüğünden taviz vermeyen csutora adındaki bir köpek aracılığıyla yapıyor.
eşini mutlu etmek için özel bir şey arayan bir koca, dört haftalık puli cinsi bir köpek alır.
başlangıçta her şey yolunda giderken, eve gelen misafirlerin safkan olmadığı konusundaki yorumları ve köpek eğitimi ile ilgili yönlendirmeleriyle sular bulanır. ayrıca işin içine csutora'nın disipline direnen, özgürlüğüne düşkün şahsiyetli yapısı eklenince, sahiplerle köpek arasındaki ilişki yavaş yavaş deforme olmaya başlar.
oysa hikâye en başından hatalı bir bakış açısıyla kurulmuştu.
bağrına basmak, sorumluluğunu almak, birlikte yaşamak için değil; birini sevindirmek için alınmış bir hediye...
iyisiyle kötüsüyle, olduğu haliyle kabul edilmesi gerekirken; kendisinden beklenen görevi yerine getirmesi gereken bir nesneye dönüştürülmeye çalışılan bir köpek.