Yazar, babasının kanser hastalığı ve ölüm sürecini samimi ve duygusal bir dille anlatırken, kitap ağıt-roman tarzında bir değerlendirme olarak karşımıza çıkıyor. Babanın ölümü ve yaşanan hüzün, yazarın duygularını ve hislerini okuyucuya aktarırken, aynı zamanda aile ilişkileri, kültürel değerler ve yaşamın anlamı üzerine derin düşüncelere neden oluyor. Kitap, ölüm ve yaşam arasındaki gerçeklik üzerine yoğunlaşırken, okuyucuyu etkileyici bir okuma deneyimine davet ediyor. Yazarın sade ve akıcı anlatımı ile duygusal bir bağ kurulması sağlanıyor. Eser, ölüm ve yas süreci üzerine derinlemesine düşündürüyor ve yaşanmış acıları anlamlandırmada etkili olabiliyor. Sonuç olarak, kitap duygusal derinliği ve samimi anlatımıyla okuyucuya çarpıcı bir deneyim sunuyor.
Bu değerlendirmede, Kitapkurtlarının yapmış olduğu yorumlar yapay zeka tarafından analiz edilmiş ve özetlenmiştir.
Yazar, “Kıyamet herkes için aynı anda kopmaz” der. Siz büyük kayıplar yaşarken, başkaları hâlâ hayattadır, sevdikleriyle birliktedir. Peki, başkaları hayatlarına devam ederken kayıp yaşayan insanlar yeniden hayata ayak uydurabilirler mi?
Gospadinov, adım adım ölümü beklerken yaşanan çaresizliğin hikayesini aktarıyor. Baba ve ölüm. Ağıt-roman niteliğinde bir kitap. Adeta acının tarifi kadar, çaresizliğin sade ama derin anlatımı içimize işliyor.
Gospadinov, varlığıyla güven veren babaların kaybını bize anlatmakla kalmıyor, hepimizi derin düşüncelere sevk ediyor. Ölüme yaklaşırken son anlarımız bize nasıl hissettirir? Geride kalanlar için bu süreç nasıldır? Yaşı kaç olursa olsun çocuklar ölüme nasıl hazırlanır? Kitap, tüm bu soruları sessiz ama sarsıcı bir şekilde okurun zihnine bırakıyor.
Aynı zamanda eser, sosyalizmin çocuklarını; yani savaş sonrası yoklukla büyümüş, acılarını dile getirmekte suskun kalan bir nesli anlatıyor. Yazar, babası üzerinden sevgisini kelimelerle değil, davranışlarıyla gösteren bir kuşağın portresini çizerken Bulgar kültürüne ait motiflere de yer veriyor.
Bahçıvan ve Ölüm, benim için çarpıcı bir kitap oldu. Kendini hazır hissedenler için de bir dertleşme kitabı, bir yol arkadaşı diyelim.
Georgi Gospodinov büyük bir yazar. Onun ikinci romanı Hüznün Fiziği'ni okuduğunuzda bunu çok iyi anlıyorsunuz. Bulgar olmasından dolayı kültürel ve tarihi yakınlık da söz konusu. Bahçıvan ve Ölüm kitabında yazar, yaşamının son yıllarını bahçesiyle geçiren babasının hastalığını, vefat sürecini ve sonrasını anlatıyor. Elbette bunu yaparken hem kendini sağaltma amacı güdüyor hem de ölüm, yaşam, anılar, ebeveynin yaşlanması, hastalık, çocukluk gibi konular hakkında düşüncelerini bizlerle paylaşıyor. Acıyı ilk elden yaşamış, usul usul akan bir dil var. Metnin yapısı fragmanter ve diyaloglar, iç monologlar italikle verilmiş. Kitabın sonlarında yazar, bu eserin türünü kendisinin belirlediğini, ağıt-roman, anı-roman gibi ifadelerle açıklanabileceğini belirtiyor. Kitabın arka kapağındaki sözde de anı-roman ifadesi geçirilmiş. Bana kalırsa bu eser muhteşem bir anlatı. Fakat herhangi bir kurmaca içermediğinden dolayı roman türüne dahil edemeyiz. Gospodinov, babası, ailesi ve kendiyle ilgili anılarını son derece duygulu bir dille harika şekilde anlatmış. Böylesi bir metne roman dediğimizde ona haksızlık ederiz. Çünkü metin bir yas anlatısı olarak kendini var etmiş. Son olarak yas süreci ve babaya dair okuduğum en güzel kitaplardan birisi diyebilirim.
“Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas’tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yığıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.”
Hakkında yazılanları gördükçe kesin ciğerimi sökecek diye endişe ettiğim Bahçıvan ve Ölüm’ü sonunda cesaretimi toplamayı başarıp okudum. Ki zaten o meşhur açılışı (“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”) için bile okunmayı hak ediyordu. Belki kendimi çok hazırladığımdandır, korktuğum kadar ağlatmadı beni bu kitap.
Gospodinov, “hüznün fiziği”nden sonra, kendi ifadesiyle “hüznün botaniği”ne davet ediyor bu kez okurunu. Sınıflandırması güç olan bu anlatıyı kendisi şöyle tarif ediyor: “Bu kitabın kolay bir türü yok, onu kendisi icat etmeli. Tıpkı ölümün bir türü olmadığı gibi. Hayatın türü olmadığı gibi. Peki ya bahçe? Belki o başlı başına bir türdür ya da tüm diğer türleri içine alır. Bir ağıt-roman, anı-roman ya da bahçe-roman. Hüznün botaniği açısından fark etmiyor.”
Yazar, babasına oldukça ilerlemiş ve yayılmış bir kanser tanısı konmasından sonraki son aylarını anlatıyor Bahçıvan ve Ölüm’de. Ölümü beklemek ve yas kadar zamanın mekâniğini büken az şey vardır, burada da zaman bükülüyor, sıkışıyor, genişliyor ve o son ayları okurken geçmişe ve geleceğe de uzanıyoruz. Hatıralara ve gelecekteki yokluğuna dair de yazıyor Gospodinov.
Neredeyse her romanında otobiyografik unsurlara yer verse de, yazarın en kişisel romanı bu şüphesiz. Ölümün ve yasın biricik olduğu ölçüde evrensel de olduğunu hatırlattığı, pek çok yeri çok tanıdık geldiği için belki, benim üzerimde tuhaf bir yatıştırıcı etkisi oldu bu kitabın. Babasının sık sık söylediği “korkacak bir şey yok” cümlesi gibi; “korkacak bir şey yok, bunu hepimiz deneyimliyoruz” diye hissederek okudum.
Geride kalanlar olarak ölen kişi kadar (ve hatta belki daha çok) yiten kendimizin de yasını tuttuğumuzu hatırlatan şu çok sevdiğim cümlesiyle bitireyim: “Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?”
Babamı yeni kaybettim bir gün çocuklarımda beni onlara hiç cevap veremeyecek halde görecekler gençliğim onlar için telaşım korkularım emeklerim sevinçlerim kek günlerimiz hepsi benimle beraber toprak olacak o gün onlara biriktirdiğim kitaplardan ilk bu kitabı okumaları için bir not bıraktım çünkü ben acıyla nasıl baş edilir kim onların elinden tutar göğsüne yatırır teselli eder bunların hiç birini bilmiyorum. acıkmışsındır bir sıcak çorba iç diye kim ısrar eder. "Annen olsaydı bu çorbayı zorla içirirdi" der bilmiyorum duyguların insanlığın iyice yok olduğunu gördüğüm bu zamanlarda yavrularımın elinden tutacak satırlar var bu kitabı yazmış olmayı duygularımı ifade edebilmeyi bakın böyle aşılır engeller demeyi o kadar çok isterdim ki.
Muhteşem anlatmışsınız o kadar güzel dile getirdiniz ki içime işledi. Harika bir miras çocuklarınız çok şanslı. Kitabı yeni aldım en kısa sürede okuyacağım. Saygılar Sevgiler...
Yazarın kanser hastalığından kaybettiği babası ile olan ilişkisini, babasının hastalığının gün be gün onu ölüme götürdüğü süreci ve babasının ölümü akabinde yaşadıklarını anlattığı kitabı birkaç günde bitirdim. 4 yılı geçti babamı kaybedeli. Kitaptaki gibi kanser hastalığından değil, hiçbir rahatsızlığı yokken bir sabah aniden kollarımda vefat etti. Son anlar, son sözler ve son nefes… Hiçbir zaman geçmedi acısı ve geçmeyecek de. İşte bu kitabı okurken yalnız olmadığımı bir kez daha hissettim. Bu evrensel bir acı. Bir dostla muhabbet etmek gibiydi. Babasını delice seven evlatlar için…
Kitap, abartısız ama yürekten bir yasla, babanın ölümüyle açılan boşluğu ve onun bahçesinde filizlenen anıları kucaklıyor; hüzün, toprağın nemi gibi, her satıra sızıyor ama yaşamın döngüsüyle barışıyor. Kitabı içselleştirerek okursanız hüzün olarak ağır gelen bir kitap, alelade bir kitap gibi okursanız cümleler vuruculuğunu yitiriyor. Herkese hitap edecek bir kitap değil, zaman zaman gözler yaşarıyor zaman zaman gülümseyerek okuyorsunuz. Şiirsel ve dili sade bir kitap. Daha önce Zaman Sığınağı kitabını okuyup beğenmiş biri olarak, bu kitabını da beğendim.
"Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe." cümlesiyle başlıyor kitap. Tıpkı Kırmızı Pazartesi kitabında olduğu gibi başkahramanın öleceği konusunda bizi daha en baştan uyarıyor. Kanser hastası babasının son günlerini, ondan kalan hikayeleri, anıları, hayallerini anlatıyor. Kronolojik bir sıralama yok kitapta, zaten bu kadar büyük bir acının da tarihi sıralaması olmayacağını biliyor insan. Kendimi düşündüm okurken babamla yıllar içerisinde değişen ilişkilerimi, uzak bir baba kızken arkadaş, sırdaş olmaya dönen hikayemizi... Herhangi bir sebeple canının yanmasına, hastalanmasına ne kadar hazır olmadığımı düşündüm. Belki de insan buna hazırlanmaz maruz ve mecbur kalır. Kitap belki baba oğul üzerine ama biz yine de hala hayattayken kıymetlerini bilelim son anlarına kadar yanlarında olalım inş ayrıca Bulgar Balkan kültürünün bize bu kadar yakın benzer olması da çok hoşuma gitti
Bir zamanlar Osmanlı çatısı altında birlikte yaşadığımız Bulgarlarla günümüzde bile ne kadar kültür birlikteliği içinde olduğumuzu kitaptaki duygulardan anlıyorum. Büyüklerin yanında çocukları sevemeyen babalar, eşlerine sarılamayan tazecik gelinler bizim hikayelerimizle birebir örtüşüyor. Bir çok sayfayı; ben de böyleyim, böyle hissediyorum, böyle yapıyorum diyerek okudum. Bunlar kitaptaki ikincil konular. Ana konu olan ölümü bir çiçek gibi, bir öğlen güneşinin etrafa yayılması gibi nahif cümlelerle anlatan yazar isyandan uzak bir kabulü sayfalarda hissettiriyor. Bu kabullenme sürecini çocukluktan başlattığı için yazarın gelgitleri, korkuları, çaresizlik anları tüm şeffaflığıyla önümüze seriliyor. Bu da samimiyet olarak okura geçtiği için ben kitabı herkese tavsiye ediyorum.
“Elimizde en azından anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor.”
Bahçıvan ve Ölüm, yazarın kanserden kaybettiği bahçıvan babası için kaleme aldığı bir yas kitabı olmanın çok ötesinde. Bu kitapta yalnızca bir babanın ölümü değil; bütün ölümler, bütün ayrılıklar ve bütün hayatlar için hüzünlü ama son derece içten bir bakış var. İnsanın içine işleyen cümlelerle ölüme ve yaşama dair sarsıcı farkındalıklar yaşatıyor. Bu kadar yasın, bu kadar acının böylesine akıcı ve sahici bir dille anlatılabilmesi kitabı neredeyse nefessiz okutuyor. İki akşamda biten ama etkisi çok daha uzun sürecek bir kitap.
"Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan daha kolay değil." s.68
Kitapta anlatılan benzer süreçleri şu an yaşamakta olan biri olarak çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Yazarın tümörle, kanserle ilgili söylediği her şey o kadar yerinde ki... Ölüm ve yas hakkındaki düşünceleri de keza öyle.
Gözünün önünde ebeveyninin her gün ne kadar daha fazla eridiğine şahit olmak ve hiçbir şey yapamamak... Bu konu hakkında bu satırları yazarken bile çoğu cümleyi insan tamamlayamıyor.
Sokağından bile geçmeyeceğini düşündüğü acıların, hastalıkların tam orta yerinde bulunca kendini, ne yapar insan? Ne hisseder?
Yazar bu durumları çok güzel, akıcı ve samimi bir iç dökme ile anlatmış. Kansere karşı isyan, kabulleniş ve bekleyiş süreçlerini çok iyi yansıtmış.
Kitap hakkında diyebileceğim pek fazla şey yok aslında. Ölüm ve yas konularında okuma yapmak isteyen okuyucular için tavsiye edilir. Kendinizden çok şey bulacaksınız.
Kitabın içeriğine dair çok güzel şeyler söylenebilir, taktirler sıralanabilir. Ama kitabı farklı üslubu bence. Yazarın en başta sonu söylemesi. Babasının öldüğünü bilerek, kitabın varacağı yere bilerek okumaya devam etmek okuyucu için de çok ilginç bir deneyim. Ama süreç, ölüme giden yol, oğlunun süreçteki olgunluğu ya da olgunlaşma yolculuğu, insan ve insanın dünyaya sardığı hayalleri, bağları, keşkeleri, geleceğe dair umutları. İnsan öleceğini bile bile bahçeye, tarlaya bir şey eker mi? Yiyemeyeceğini bile bile de olsa? Evet diyorsun tam o anda, evet bu tam da insana dair bir eylem. Durup durup okumak istiyorsunuz, bazen biran önce bitirip geçmek isteyeceğiniz kitaplardan değil. Çünkü sonu belli. Ama yolda olanlara odaklanıyorsunuz yazarla. İşte bu üslup acele etmemeyi, skor yapma heves olmadan okumaya çağırıyor insanı. Bu dikey okumaya da götüren bir üslup. Okuyucunun da olgunlaştığı bir kitap. Okudukça kendi yaşamındaki iz düşümleri düşünüp, hatırlayıp durma. Belki zorunlu duraklar
Bir babanın kaybı üzerinden yükselen ama derinleştikçe insan hafızası, zamanın akışı ve varoluşun kırılganlığı üzerine odaklanan sarsıcı bir anlatı!
"Bahçıvan ve Ölüm", aceleyle okunacak bir roman değil; aksine her cümlenin sindirilmesi gereken edebi bir yolculuktur. Gospodinov, büyük felsefi soruları (Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz?) son derece yalın ve gündelik detaylar üzerinden sormayı başarıyor.
Özellikle babasının sessizliğini ve onun geride bıraktığı boşluğu anlatırken sergilediği dürüstlük, kitabı sadece bir kurgu olmaktan çıkarıp okuyucunun kendi kayıplarıyla yüzleştiği bir aynaya dönüştürüyor. Eğer modern edebiyatta parçalı anlatımları, metaforik derinliği ve nostaljinin dokusunu seviyorsanız, bu kitap kütüphanenizin en kıymetli parçalarından biri olabilir.
Kısacası; bu kitap, toprağa, köklere ve insanın en sonunda döneceği yer olan "hiçliğe" dair yazılmış zarif bir ağıttır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın ilk okuduğum kitabı ve şunu yürekten söyleyebilirim ki; yaşadığı kaybın, hüznün acısını şuramda hissettim diye bir tabir vardır ya hani işte tam olarak öyle. O kendi hüznünün kıvrımlarımda gezinirken ben de kendi kayıplarımın sızısını yaşadım. Altı çizilecek, içi sızlatacak birçok cümle var kitapta. Çok sevdim, çok içselleştirdim...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarla aynı şeyleri yaşamış olmak eskiye götürüyor insanı. Bir babanın kaybı hem de hasta bir babanın aynı şeyleri yaşamak okumak insanı duygulandırıyor. Bazı yaralar kapanmıyor. okudukça anlıyor insan…
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaşam-ölüm arasında gidip gelen derin bir anlatı. Ben babamın ölüm sürecini yazsam nasıl yazardım diye düşündürdü. Daha elim ve vahim bir ölümdü. Sonuçta ölüm kalanı daha çok sarsıyor. Öleceğini bilmek de zor. Ama aniden ölmek daha zor kalan için. Kanser hastası biri olarak ölüm aslında o kadar da korkulacak bir şey değil. O yüzden çok etkilemedi beni diyebilirim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Georgi Gospodinov, alışılagelmiş düz çizgide akan romanlardan çok farklı bir başyapıt sunmuş. "Bahçıvan ve Ölüm", doğrusal bir olay örgüsünden ziyade anların, kokuların, nesnelerin ve en önemlisi "çocukluğun" peşinden giden, felsefi derinliği çok yüksek bir eser.