“Artık uyumamış olsam bile çoğunlukla yeterince iyi olduğumu düşünebiliyorum, beni olduğum gibi kabul etmek zorundasın küçük kız. Öğleden önce ve sen iki aylıksın. Bana aşıksın, bunu görebiliyorum, sana baktığımda gözlerin parlıyor, sonra utangaçça bakışlarını kaçırıyorsun. Ben de sana aşığım.”
Norveçli yazar Kjersti Skomsvold’u seviyorum, yüz yüze tanışınca daha da çok sevmiştim. 2024 yılında Uluslararası Bursa Edebiyat Festivali’ne geldiğinde kendisiyle bir söyleşi yapma şansım olmuştu, tadı hala damağımda. Hal böyle olunca dilimize çevrilen yeni kitabı Çocuk’u da bekletmeden okuyayım istedim.
Yazarın daha önce okuduğum iki metni (33 ve Hızlandıkça Azalıyorum) gibi Çocuk da az kelimeyle çok şey söyleyen bir minik novella. Bilinç akışı gibi, oldukça serbest yazılmış bir metin bu; ikinci çocuğunun doğumunun ardından yaşadığı kaygı ve endişeden başlıyor Skomsvold anlatmaya ve bizi zihninin içine davet ediyor. İlk çocuğunun doğumuna ve hatta daha evveline, kocası Bo ile tanışmalarına, ilişkilerinin başlamasına götürüyor. Yazarken Skomsvold’un kendisinden bahseder gibi yazdığımı fark ettim, oysaki metnin otobiyografik olduğuna dair bir şey okumamıştım; tuhaf, nedense bunu yazarın kendi öyküsü gibi kabul etmişim - hala da öyle olduğunu düşünüyorum açıkçası. Zira hem anlatıcımızın yazar olması, hem kendisi gibi iki çocuğu olması gibi detaylardan zihnime öyle yerleşivermiş.
Neyse, kitaba döneyim. Ben özellikle annelim deneyimini anlattığı ilk kısımlara vuruldum. Skomsvold’un her bir cümlesi on cümle yükünde, dili yine hem yalın hem şiirli (bunu nasıl beceriyor?), dolayısıyla kısacık olmasına rağmen ağır ağır okunması gereken bir kitap bu bence. Annelik deneyimim olmasa da bir kadın olarak müthiş özdeşleştiğim, anlattıklarını iliklerimde hissettiğim yerler oldu. Kocasıyla ilişkisine odaklandığı kitabın ikinci yarısı bir parça daha zayıf geldi bana ama yine de bir bütün olarak çok sevdim bu kitabı.
Melankolik, hüzünlü ama ışıl ışıl bir kitap bu. Skomsvold’un dünyaya bakma ve onu yazma biçiminde tam adlandıramadığım ama çok sevdiğim bir şey var, bir kez daha emin olmuş oldum. Deniz Canefe’nin çevirisi de kusursuz.
Kjersti Skomsvold nasıl bir yazar ki ; aynı anda acıyı ve gülümsemeyi , varlığın derin hazzı ve yokluğun onulmaz acısını aynı metne sığdırıp bunu yalnızca doksan iki sayfada okuruna işliyor.
Yazarın ikinci çocuğu ve Anneliği aslında gerçekten keşfedişi mi demek lazım. Aile, evlilik ve özellikle bağ kurma üzerine tespitleri bazen can acıtabiliyor ama doğruya hakkını teslim etmek gerekiyor.
İçindeki yazarlık /yazma aşkı öyle büyük ve fedakarlık istiyor ki yazar bunu ona vermekten geri durmuyor.
Anlatı tek bir düzlemde ilerlemiyor ve Bo, Edel kısmen anne-baba üzerinde kısa kısa ilerliyor ve hayatının hayal ve muhasebesini aynı anda gerçekleştiriyor.
Bo’yu sevmeye korkmakta buna rağmen sevmeye cesaret etmekte; ilginç…
Sonsöz: Her ne kadar bize uzak olsa da kültür ve davranış olarak , dert mi bunlar demek için ne güzel okunuyor .
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın genel olarak kasvetli bir havası var bu insanı okurken huzursuz edebiliyor. Kitabı kitap okuma grubu ile beraber okuduk genel olarak hatta çoğunlukta beğenilmeyen bir eser oldu. Kitabı bitirmek için okudum kesinlikle bir yerden sonra kitapta ilerleme kaydedemiyorsunuz. Psikolojik olarak anne adayları okursa iyi geleceğini düşünmüyorum.
Gelgitlerin cok olduğu çocuk sahibi olmanın nasıl dalgalı oldugunu anlatmış aslında. Beğenerek okudum günlük roman tadında çabucak biten okurken düsündüren ilginc bir deneyimdi.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kjersti Skomsvold’un bu kitabı, anneliği süslemeyen, olduğu gibi anlatan nadir eserlerden. Anneliği hep kutsal, muhteşem, mutluluk verici şekilde okuduk, dinledik. Zorluklarını kimse anlatmıyor oysaki.
Yazarın anlattıkları kendi annelik deneyimimle o kadar benzerdi ki, okurken zaman zaman zorlandım. Sadece o güzel anları değil; endişeyi, korkuyu ve yorgunluğu da o kadar gerçekçi anlatmış ki, içimdeki olumlu-olumsuz tüm annelik duygularını yeniden uyandırdı.
Neden Okumalısınız?
Ayna Gibi: Eğer anneyseniz, satırlarda kendinizi bulacaksınız. Bazen canınız acıyacak ama 'yalnız değilmişim' hissi size iyi gelecek.
Dürüst: Annelik her zaman toz pembe değildir; bu kitap o zor anların hakkını veriyor.
İçten: Sanki bir dostunuzla en savunmasız anlarınızı paylaşıyormuşsunuz gibi hissettiriyor.
Kısacası; anneliğin o kırılgan ama güçlü dünyasıyla yüzleşmeye hazırsanız, bu kitabı okumalısınız.
Yazarın Hızlandıkça Azalıyorum kitabındaki özgün, duru, zarif anlatımını öyle beğenmiştim ki bu kitabını da konusuna bile bakmadan okumaya başladım. İkinci doğumunu yapmış bir annenin yeni doğan kızına yazdığı bir mektup niteliğinde olsa da anne-çocuk bağının ötesine geçen bir anlatı bu. Her satırından yine aynı zarafet ve de kırılganlıkla sızıyor hayatı yaşama beceriksizlikleri ve varoluşun çaresiz kıvrımları. Çünkü dünyaya yeni bir hayat getirmek demek hayatı sorgulamak da demek, bu yüzden doğum kadar ölümle de haşır neşir oluyor ama ümidi de elden bırakmıyor kitap.
Kitabı çok sevmekle birlikte bana Norveç’in havası gibi melodramlı geldi.Annelik,aşık olmak kelime kavramlarının arasındaki incecik,derinlikli anlamı anlatıyor.Kar’ın yere düşüsü gibi yumuşak lakin bir o kadarda kırılgan anlatılmış süreç.Aşık olmanın hem güzel hem cesaret isteyen yanını ve anneliğin soğuk buzlu suya dalma keskinliğini dili sade tutarak anlatmış.Sürekli kendi çocukluğuna yolculuk yapması,yazmaya olan derin tutkusu incecik bir kitapda bile derin hissedilmiş.Anneliğin bitmez vicdan muhasebelerini,evladının gelecek hayallerini çok güzel işlemiş.Tek eleştirim kitap postmodern karışık bir düzende yazılmış.Pat günümüz pat geçmiş şeklinde işliyor.Genel itibariyle sevdim diğer kitabınıda aldım okuyacağım.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kjersti Skomsvold’un Çocuk romanı, bir annenin bebeğine seslenirken zihninde oluşan kırılgan ve kesintisiz akışı okura hissettiriyor. Annelik, gündelik anlarla geçmişin ve geleceğin muhasebesi arasında gidip gelen bir deneyime dönüşüyor; sıradan anlar bile beklenmedik derinlik kazanıyor. Anlatıcı, kızının doğumuyla birlikte kendi çocukluğunu ve aile ilişkilerini yeniden düşünürken, evliliğin ve insan ilişkilerinin kırılgan yanlarını da dürüstçe ortaya koyuyor. Skomsvold melodrama kaçmadan, küçük gündelik anların taşıdığı duygusal derinliği nazikçe açığa çıkarıyor. Çocuk, bir annenin kendiyle ve bebeğiyle kurduğu karmaşık ilişkiyi, hem sevinç hem kaygıyla keşfetmeye davet ediyor.
ikinci doğumunu yapan anlatıcımız bu tanıklık üzerinden geçmişini, ilişkilerini ve insan olmak, savrulmak, cam duvarı kırmak zorunda olmak gibi yükleri nasıl sırtladığını öykülüyor. olabildiğince yalın, süssüz. iç hesaplaşmaları bir günlükten okur gibi oluyor çok yerine, cümlesine katılıyoruz. "insan olmak, büyüdükçe, yaşlandıkça kolaylaşmıyor..." diyor skomswold. kısacık ama çok etkili. dönüp kendine baktıran romanlardan. tüm melankolisine rağmen umut var diyebilenlerden.