Japon yazar Toshikazu Kawaguchi’nin Elveda Demeden Önce’sini Allah sevdiğine bağışlasın... Ben o kişi değilim. Yani o kadar sıkıldım ki okurken maalesef. İçim şişti.
Şu hepsi aynı formülle yazılmış Asya çoksatanlarını ne yapacağız bilmiyorum. Hepsinde olaylar bir mekan etrafında geçiyor; kafe, kitapçı, klinik filan işte neyse. Orada metafizik olaylar oluyor ve bu olaylar üstünden hayatın büyük konularına dair güya yürek burkan hikayeler okuyoruz. (Benimki burkulmuyor.)
Bu kitapta da insanların geçmişe gitmesini sağlayan bir cafe mevzubahis. Geçmişe giderek bugünü değiştiremiyorsunuz (bunu sanırım 73 kere filan yineliyor yazar) ama geçmişe dair bir pişmanlığınız varsa o ana gidip bir şekilde vicdanınızı rahatlatmayı, farklı biçimde davranmayı deniyorsunuz. Kitap dört bölümden oluşuyor, bu dört bölümde dört ayrı geçmişe gitme hikayesi okuyoruz. Karısına beraberken yeterince kıymet vermemiş bir adam, köpeği ölürken yanında olamamış bir kadın, babasına haksızlık etmiş bir genç kadın ve sevdiği adamın evlenme teklifini reddedip pişman olmuş bir kadının geçmişe gitme hikayelerini okuyoruz.
Her bölümde birkaç sayfa aynı şeyler yineleniyor, cafenin sahipleri geçmişe gitmenin kurallarını anlatıyor, ne yapılabilir ne yapılmaz vs vs. Yani gerçekten, ders kitabı gibi yazılmış, resmen bize bir şey ezberletmeye çalışan bu bölümlerde kitabı fırlatıp atasım geldi, “ANLADIK!” diye, bir kerede anlayabiliyoruz okuduğumuzu.
Of neyse. Böyle hikayeleri seven, bunları umutlu bulan, böyle öykülerle kendini iyi hisseden insanlar var biliyorum ama ben onlardan değilim maalesef. Bu kitabın bir serinin parçası olduğunu, aynı şekilde geçmişe gitme hikayelerinden oluşan bir sürü başka kitap olduğunu da öğrendim incelerken, yani... Ne diyeyim. (Başlangıçta oyun olarak yazılmış kitaplar, kim bilir belki oyun olarak iyidir, bilemiyorum.) Kitabın yazarı 1971 doğumluymuş bu arada. Bence insan 16 yaşın üstündeyse böyle bir kitap yazmamalı.
Özür diliyorum herkesten. Biraz asabım bozuldu.