Ruhların Sonbaharı içime içime işledi, kitabın ve yazarın hikâyesini okuyunca daha da fena oldum.
Hikâye çok enteresan bir şekilde başlıyor. Yetmişlerine merdiven dayamış bir kadın, Addie Moore, çok da iyi tanımadığı, kendisi gibi yaşlı bir dul olan komşusu Louis Waters’a gidip “arada bir evime gelip benimle yatmayı düşünür müydün” diye soruyor. Soru cinsellik içermiyor, Addie Moore sadece geceleri yatakta bir başka bedenin sıcaklığını duymayı, biriyle uzun uzun sohbet edip uyuyakalmayı çok özlediğini söylüyor ve bu iki yaşlı insan bu işi denemeye karar veriyorlar.
Yıllar yıllar sonra bir insanı baştan tanımayı, merak etmeyi, yadırgamayı ve alışmayı ne kadar özlediklerini fark ediyorlar. Yaşadıkları Holt kasabasının (Kent Haruf’un pek çok kitabının geçtiği hayalî bir kasabaymış burası) taşralı sakinleri ilişkiyi kınıyor, hiç umursamadan devam ediyorlar, kendilerini gizlemiyorlar ve bir süre sonra başka insanların da içindeki yalnızlığı itiraf etmelerini, onların da yumuşamasını sağlıyorlar.
Gerisini anlatmayayım ama bir çiçeklenme hikâyesi bu. Çok yalın, sakin, sessiz, iddiasız bir metin; edebi anlamda büyük vaatleri yok ama insana ve yaşlanmaya, sevilme ve daha çok da sevme ihtiyacımıza dair bence çok şey söylüyor, yumuşacık oldum okurken.
Kent Haruf bu romanı kendisine ölümcül ve geri dönüşsüz bir akciğer hastalığı tanısı konduktan sonra, ölüm döşeğinde yazmış. 45 günde yazdığı metnin yayınlanmasını göremeden de hayatını kaybetmiş. Ölüme doğru giden bir adamın böyle naif, umut dolu ve iyimser bir metin yazmayı seçmiş ve bunu yapabilmiş olması da beni ayrıca çok çarptı. Gitmeden önce dünyaya son kez “sevmeyi ihmal etmeyin, her şey mümkün” diyerek veda etmek... Ne acayip, ne güzel.
Bu arada kitabın Jane Fonda ve Robert Redford’un başrolünde olduğu 2017 yapımı bir film uyarlaması da varmış, böyle dünya tatlısı bir öykü sinemaya da çok yakışmıştır muhtemelen, bilahare onu da izleyeceğim.
İşte böyle.
yazarla bir kutu kitap sayesinde tanıştım.İyiki de tanışmışım çok naif yumuşak yormayan bir dil. Yaş alıncada hayatın bitmediğini gençlikteki duyguların yaşanabileceğini , günlerine bir arkadaş istediğini hala yaşam umudu olduğunu hissettiriyor.Keşke dizisi yada filmi yapılsa
Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, sonbahar mevsimi yalnızlığın bir metaforu olarak kurgulanmıştır. Ayfer Tunç’un “Kuru Kız” kitabını okuduğumda da benzer bir hisse kapılmış, adı gibi “kuru” bir senaryo sunduğunu düşünmüştüm. Bu romanda ise odak kavramın “yalnızlık” olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar iki yaşlı insanın, yaşlanmanın da bir metaforu olarak sonbahar mevsimiyle ilişkilendirilen, (Addie ile Louis) yaşamak, sevmek ve bağ kurmak üzerine geçen diyalogları yer alsa da, metnin genel atmosferi sonbaharı andırıyor. Gün geçtikçe derinleşen ve büyüyen bir kelimeye dönüşen “yalnızlık”, romanın satır aralarında sürekli hissediliyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Popüler kültürün rüzgarına kapılarak aldığım ve ne yazık ki pişmanlık duyduğum bir kitap oldu. Kitabın içeriğine değinmeden önce vurgulamak istediğim birkaç nokta var: Bu kitap neden bu denli çok okundu? Neden herkes bir çılgınlık halinde bu eseri paylaşıp övgü dolu yorumlar yağdırdı? Reklam stratejilerinin gücünü yadsımıyorum; fakat bu kadar abartılmasına gerçekten gerek var mıydı? Artık yalnızca güvendiğim birkaç ismin önerdiği kitaplara dikkat ediyorum; zira geri kalanı benim için sadece ticari birer projeye dönüştü. Bu durum her ne kadar üzücü olsa da, maalesef önüne geçilemez bir hal aldı.
Çok hızlı okunan, karşılıklı diyaloglar şeklinde ilerleyen bir kitap, kurgusu çok hoş ve dinginlik vericiydi, beni bu denli etkileme sebebi yazarın bu kitabı ileri derecede hasta olduğu ve zamanının kısıtlı olduğunu bildiği bir dönemde yazması ve kitabın yayımlandığını göremeden ölmesi oldu, belki de kendi son baharıydı...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kent Haruf'un 2015 tarihli bu romanından uyarlanan 2017 yapımı Amerikan romantik drama filmi var, hemen okuyup filmini seyrettim, hem keyifli hem eğlenceli.
Ruhların Sonbaharı, sesini neredeyse hiç yükseltmeyen ama tam da bu yüzden okurun içinde uzun süre kalan kitaplardan biri. Kent Haruf son derece basit bir hikâye anlatır: İkisi de eşlerini kaybetmiş, yetmişli yaşlarındaki Addie Moore ve Louis Waters, gecelerini birlikte geçirmeye karar verirler.
Haruf, yaşlılığı nadir rastlanan bir onurla ele alır. Addie ve Louis ne romantize edilmiş figürlerdir ne de birer sembol; çözülmemiş suçluluk duyguları, kırılmış aile bağları ve sessiz bir cesaret taşırlar. Kasabanın fısıltıları, ailelerin yargıları ve “el âleme laf olmak” korkusu, yalnızlığın çoğu zaman toplumsal olarak üretildiğini açığa çıkarır.
Sonunda kitap, bir aşk hikâyesinden çok insanın varlığı üzerine bir düşünce metni gibi durur: karanlıkta başka birinin yanında kalmayı seçmenin basit ama radikal eylemi. Küçük hacmine rağmen duygusal etkisi geniş, şefkatli, dürüst ve sessizce cesur bir roman. Okuyunuz efendim...
Kısa, keyifli ve akıcı bir roman. Akıcı olmasını sağlayan en önemli etken kitabın karşılıklı diyaloglar kurarak konuyu bu şekilde ilerletmesi. Yaşını başını almış bir adam ve bir kadının yeryüzündeki yalnız romanı.