Ben şu zamana kadar Vedat Türkali kadar taraflı yazan, ve bunu da bu kadar abartılı yapan bir yazar tanımadım.
Kitabın edebiyat kısmından uzunca bahsetmek isterdim ama diğer konu o kadar ağır basıyor ki, kısa geçeceğim burasını-kitap güzel okunuyor, olaylar ilgi çekici, karakterler de öyle. Yalnız ben tuğladan daha kalın olan ve yer yer takip edilmesi, anlaşılması zor, sayfalarca düz yazı olarak devam eden ve bazen sıkan bir kitabın, nasıl olup da hatırı sayılır sayıda okuyucu tarafından yorumunun yapıldığına (yani okunduğuna) şaşırdım. Başka bunca güzel ve çok daha kolay okunacak kitap varken Vedat Türkali'nin bu kadar popüler olması ilginç-okuyanı da okutanı da kutluyorum.
Bu ikinci kitabını da okuduktan sonra, Vedat Türkali'nin başka bir dünyada yaşadığına karar verdim. Onun dünyasında sadece kendisinin ideal olduğunu düşündüğü şeyler var-bunların gerçek dünyada mutlaka arkadan gelecek sonuçları yok. Bu şekilde düşünmezsem, Türkali'nin kötü niyetli olduğunu düşüneceğim- ama öyle olduğunu sanmıyorum. Kendisinin, kendi özel dünyasında yaşadığını düşünüyorum.
Yazar olarak inandırıcılığı yok. Türkiye'de yaşayanları (yaşamış olanları da) sevdikleri ve sevmedikleri olarak ikiye ayırmış - sevdikleri, eğitimli insanlar, hem batı müziği dinliyorlar hem Türk müziği, mercimekli bulgur pilavı yiyip tarhana çorbası içiyorlar, aşık oluyorlar, kendilerini ideallerine ve insanlığın kurtuluşuna adamışlar, son derece dürüstler, içtenler, bilinçleri açık ve diğerlerinin söyleyişiyle komonistler.
Diğerleri ise, (bunlar bu kitapta hükümet yanlısı olarak veriliyor-ve bu guruba devlet için çalışan herkes ile Türkali'nin sevmediği diğer insanlar giriyor) cahil, devlet için çalışan üst düzey kişiler bile olsalar, dilleri bir komünist kelimesine dönmeyen, halbuki komünistlerin peşinde olan, Almanya'ya Alamanya diyecek kadar eğitimsiz, diğer taraftan kahvaltıyı havyarla yapmayı seven, her tür düzenbazlığı ve sahtekarlığı severek yapan aşk nedir bilmeyen önlerine gelenle yatan, halkı hiç düşünmeyen, ya da sadece onu soymayı düşünen, işte böyle aptal, faydasız-hatta zararlı-ve eninde sonunda devletle bağlantısı olan tipler. Bu kadarı da komik olmuş.
Kitap zevk vermiyor demeyeceğim-çünkü Vedat Türkali usta bir yazar. Yalnız çelişkiler içinde kendisi ve bunu had safhada da hissettirmiş-yazarların daha zeki yazmalarından hoşlanırım. Vedat Türkali'nin yenemediği ve yaşına rağmen dizginlemeyi de başaramadığı bir öfkesi olduğunu düşündüğümü bu yorumumda da yineleyeceğim. Sadece yazarlardan değil, olgunluk dönemine girmiş herkesten nesnellik bekliyorum ben-olgunluk da bu demektir, yaşça büyük olanların fikirlerine bu yüzden önem verilir-diye düşünüyorum. Tabii Türkali'de öyle düşünemiyorum. Kendisi neredeyse bir asır yaşamış bir insan gibi değil, bir ergen gibi yazıyor-bu anlamda.
Bu arada Türkiye'nin güneydoğusunda Kürdistan varmış-Vedat Türkali öyle diyor. Kitabın sonunda-etkisi daha fazla olsun diye özellikle bu tartışmayı sona aldığını düşünüyorum-bu konuyla ilgili ilginç bir bölüm var ve orada Türkiye ülkesinin içinde Kürdistan ülkesinin olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Benim anlamadığım şu-Vedat Türkali ulusalcılıktan ve ulusalcılardan nefret ettiğini her fırsatta (abartılı) bir biçimde belirtiyor. Ulusalcılıktan neden nefret edilir? Kendini o ulustan görmeyenler kötü hissedeceği için, yani ayrımcılık olabileceği için. Peki Vedat Türkali her kitabında bu ayrımcılığın kralını yapmıyor mu-sevdiğim insanlar dürüst olur bulgur yer Türk kelimesini sevmez (ama diğer tüm ırklara bayılır), sevmedilerim devlet için çalışır, çalar çırpar havyar yer diyerek?
Daha ikinci cildi var-bakalım orada neler olacak?
Bir de yayınevlerinin kitapları bu kadar kalın basmalarını doğru bulmuyorum-fiziksel olarak zor oluyor okumak da taşımak da. Diğer türlü de fiyat mı artıyor?