Kapakta “başyapıt” yazıyor. Baş’ı bırakın, bu bir yapıt mı onu bile tartışabiliriz kanımca. 2025 Booker Ödülü kazananı Beden, büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için. Gerçi benim Booker ile anlaşamadığım bininci kez tescillendi, hayal kırıklığı duymamalıyım belki artık, ama işte... İşte. Bu çağın “edebiyat”ına dair sevmediğim pek çok şeyi içinde barındıran bir kitap daha, maalesef.
Çocukluğundan başlayarak yaşlılığına dek tam 340 sayfa hayatını okuduğum Istvan’ın nasıl bir insan olduğuna dair 2 cümle kur deseniz, kuramam. Bilmiyoruz zira. David Szalay ana karakterini bize anlatma ihtiyacı duymamış, başına gelenleri sıralamak yeterli gelmiş kendisine. Bir plankton gibi oradan oraya sürüklenişini, düşüşünü, yükselişini ve tekrar düşüşünü okuduğumuz bu adamın karakterine dair bir şey öğrenemiyoruz. Yazarın bunu beceriksizlikten değil gayet bilinçli şekilde yaptığı muhakkak, ama şu temel soru kafamda çınlıyor: Yahu, NEDEN? Şöyle havalı bir cevabı varsa asla kabul etmiyorum: “kendini bile tanımayan bir adamı anlatıyorum, dolayısıyla siz de onu tanıyamıyorsunuz.” Kusura bakmayın ama bunlar bence çok eskimiş sihirbazlık numaraları, şaşı bak şaşır yahut el çabukluğu tadında.
Istvan çocukluğunda yaşça kendinden büyük bir kadın tarafından istismar ediliyor ve hayata bu travmayla başlıyor. Yani öyle varsayıyoruz zira ilerleyen bölümlerde bunun kendisini ne biçimde travmatize ettiğine ya da dönüştürdüğüne dair bir şey okumuyoruz. Orduya gidiyor, oradan İngiltere’ye göçüyor filan; bir sürü olay okuyoruz, kitabın önemli bölümü de zaten diyaloglardan oluşuyor.
Bu da işte diğer mesele: derinlikli bir sözü olmayan bu kitap, söylediği azıcık sözü güzel de söyleyemiyor. Koca kitapta yan yana geldiği için insanı heyecanlandıran iki kelime olmaz mı? Biz edebiyatı biraz da estetik haz almak için okumuyor muyuz? Bu mudur yani yaşadığımız yüzeysel çağın alkışlanan edebiyatı? Her romanın destansı ya da lirik olmasını beklemiyorum ama bu kadar da değil bence. İlk cümleme geri döneyim: bunu bir edebiyat “yapıt”ı yapan nedir? Her kurmaca edebiyat mıdır? Bence Beden, olmadığının ispatı gibi bir şey.
Valla bu Booker yasaklansın. Geldiğim yere bakın.
“Reklam ve Yeşilçam" klişelerinden olusmus.Beden üzerine yapılacak ciddi bir analiz, tam da bu çelişkiden başlamalı: Nasıl oluyor da edebî olarak bu kadar eksiltilmiş, psikolojik olarak bu kadar yüzeyde bırakılmış bir roman, “başyapıt” ve büyük ödül söylemiyle sunulabiliyor?
David Szalay'ın Flesh adlı romanı Türkçede Beden adıyla yayımlandı ve 2025 Booker Ödülü'nü kazandı. Türkiye'deki eleştirilerde de iki zıt kutup oluşmuş görünüyor: bir kesim romanın “eksiltme” tekniğini büyük bir başarı sayarken, başka eleştirmenler — ortada gerçek anlamda derinleştirilmiş bir karakter ve edebî dünya bulunmadığını savunuyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hazin bir hikaye. Netflix dizisi izler gibi akıp gidiyor. İyi bir okurum fakat bu kitabın edebî bir değeri var mı, karar veremiyorum. Ama içimde bir tortu bıraktığı kesin.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı okudum, çok da hızlı bitirdim diyebilirim. Başlarda ergen hayatı okumakta zorlandım. Sonra okudukça merakım arttı, ben de hızlandım. Sona çok çabuk geldim ve yazara da biraz içlendim. Trajedi anlatıyorsun ama oldukça basit ve net bir şekilde. Aradan 5 saat geçince anladım. Karakterin sessizliğine, başkalarının onun BEDENİNİ çalmasına ve yönlendirmesine, hayatı tam sevecekken kenara itilmesine içim çok acıdı. Romanda en büyük acılarını bile tek bir cümle ile paylaştı. Karakterin sessiz çığlığı basit cümlelerle anlatılmış.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlk sayfalarda sıradan bir gençlik hikâyesi okuyacağımı düşündüm. Sayfalar ilerledikçe karakterin değişimini ve kelimelerin seçiminin bile onun hayatındaki dönüşüme eşlik ettiğini fark ettim. Buna rağmen romanın anlatmak istediği düşünce bana tam olarak geçmedi. Merak duygusuyla sonuna kadar okudum ama kitabı bitirdiğimde bende güçlü bir iz bırakmadı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Istvan isimli bir adamın 15 yaşından yaşlılığına uzanan hayat hikayesini anlatmakta. Istvan sığ bir karakter, hayatı gelişine yaşıyor, derinlik yok, çaba yok, dürtüler var sadece. Bir başarı ya da kayda değer bir şey de yok oğal olarak. Belki günümüz için çok gerçekçi görünebilir ama ben sevemedim Istvan'ı. Kitap 2025 Booker ödülünü aldı ama ne anlatımda ne içerikte özel bişey, edebi bir anlatım bulamadım ben. Tüm bunlara rağmen akıcı ve merak uyandırıcı olduğu için sonuna kadar okuyabildim. Bir pazarlama başarısı olduğu da muhakkak...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap çok sürükleyici 334 sayfa ama tek günde bitirdim buna rağmen ne oldu bana ne kattı deseniz koca bir boşluk yani nasıl bu kadar abartıldı anlamadım
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük bir beklentiyle başladım ama tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitap ödüllü falan diye övülüyor ama başkarakter István o kadar sığ, o kadar boş bir tip ki insan okurken daralıyor. Ne bir derinliği var ne de hayata karşı bir duruşu.Hayatta öylece savrulan,birilerinin arkasına sığınarak hayatta kalmayı başaran sinir bozucu bir karakter.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sosyal medyada görüp merak etmiştim. Baştaki cinsellik kısımları rahatsız etse de bir yandan oldukça gerçekçiydi. Okudukça kitap akıp gitti. Belki sonu beklediğim gibi bitmedi ama kitaptaki o garip donuk, tutuk anlatımı sevdim. Mükemmel olmasa da okunur bir kitap olduğu kanaatindeyim.
Kolay okunan, merak duygusunu canlı tutan bir kitap. Hayatın neler getirip neler götürebileceği, insanın başına her şeyin gelebileceğini anlatıyor. Derinliği olmayan cümleler kullanılmış, anlatım şekli enteresan.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayatın nasıl kontrolden çıkıp yitik bir hâle gelebileceğini gözler önüne seren bir roman.
Birlikteliklerin ne denli acımasız bir hâle gelebileceğini, sonunda insanı nelerin beklediğini bilmeden hayat yolculuğuna devam ettiğimizi ve acı sonla karşılaştığımızda hayatın anlamsızlığını bizlere gösteren bir kitap.
Hazlarla dolu hayatın, bir anda yitik bir hâle geldiğindeki acizliğini; yaşamanın anlamsızlığıyla baş başa kaldığımızda insan ruhunun nasıl etkilendiğini yazar bize göstermiş.
Beden hazlarla dolu ama hayat öyle değil. Bedenin içinde yaşarken, hayat bize her zaman onun sunduğu hazları sunmuyor. Bir anda her şey değişebiliyor ve hayat size ders verebiliyor. Acizliğimizi yüzümüze çok acı bir şekilde vuruyor.
Roman dili oldukça akıcı. Erkeklik algısı, beden hazları ve sonunda karşımıza çıkan hayat gerçekliği arasında güzel bağlar kurulmuş. Derin bir hikâyeden ziyade, hayatın gerçekliği daha baskın. Booker ödüllü, güzel bir roman.