Bir yanda görmüş geçirmiş, merhametli, adil ve cesur, yunan filozoflarını, ilahi dinleri okumuş, yorum gücüne erişmiş, bunlardan çıkardığı derslerle ocaklığını yöneten Bitlis Hanı Abdal, diğer yanda ise Osmanlı saray entrikaları ile yetişmiş gözünü yalnızca para bürümüş, iç oğlanıyken silahtarlığa sonra ise padişah damatlığı ve akabinde sadrazamlığa yükselmiş Abhaz Ahmed nam-ı diğer Melik Ahmet Paşa..Bu iki yaşlı kurdun Bitlisin zenginliğinin paylaşımı üzerine yürüttükleri savaşım, aynı zamanda iki farklı yaşamı gözler önüne sermektedir. Abdal Han cennetinde cehenneminde aynı zamanda bu dünyada vuku bulduğuna inanmakta, mutluluğu ve bilgeliği şarabın tadında ve cariyesi Sofia’nın teninin sıcaklığında aramaktadır. Öte yandan Melek Ahmet Paşa ise sözde İslamın en katı savunuculuğunu yapmakta iken bir yandan da günahsız sahip olamadığı sübyanları, rakiplerini ve mazlumları binbir entrika ile ortadan kaldırmaktadır. Yazar bir devletin nasıl yönetilmesi gerektiğine de romanı ile ışık tutmuş, tarihte ki Kürt beyliklerinin kültürel, ekonomik zenginliğini gözler önüne sererken, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne yol açan saray entrikaları ve zenginlik hırsı ile düzenbaz yöneticilere de satır aralarında hayli yer vermiştir. Kitap aynı zamanda bin yıllarca kervanların geçiş yolu üzerinde olan, büyük orduların muharebe alanı, medrese ve ilim yuvası, doğanın en cömert şekilde güzelliğini sergilediği Bitlis ilini de Evliya Çelebinin gözlemlerini de katarak zengin bir dille anlatmaktadır..